25.12.2016

Collateral Beauty / Gizli Güzellik



New York’lu başarılı bir reklam yöneticisi yaşadığı trajedi üzerine hayattan elini ayağını çeker.
Kaygılanan arkadaşları umutsuzca onunla bağlantı kurmaya çalışırken, o Aşk, Zaman ve Ölüm’e mektuplar yazarak evrenden yanıtlar ister.
Bu değişmez olguların dolu dolu yaşanmış bir hayatla nasıl iç içe geçtiğini ve en derin kayıpların bile anlam ve güzellik anları ortaya çıkarabildiğini anlamaya başlaması ise ancak mektuplarının beklenmedik kişisel yanıtlar getirmeleriyle gerçekleşir.

Oscar ödüllü yönetmen David Frankel’ın yönettiği düşündürücü drama Collateral Beauty/Gizli Güzellik, Will Smith (Suicide Squad, Concussion), Edward Norton (Birdman or The Unexpected Virtue of Ignorance), Keira Knightley (The Imitation Game), Michael Peña (The Martian), Naomie Harris (Spectre), Jacob Latimore (The Maze Runner), Oscar ödüllü Kate Winslet (The Reader, Steve Jobs) ve Oscar ödüllü Helen Mirren’dan (The Queen, Trumbo) oluşan zengin bir oyuncu kadrosuna sahip.

Frankel (Marley & Me, The Devil Wears Prada, Dear Diary) filmi, Allan Loeb’un (Wall Street: Money Never Sleeps, 21) senaryosuna dayanarak yönetti.
Filmin yapımcılığını Bard Dorros (Triple 9), Oscar ödüllü Michael Sugar (Spotlight), Loeb, Anthony Bregman (Foxcatcher) ve Kevin Frakes (John Wick); yönetici yapımcılığını ise Toby Emmerich, Richard Brener, Michael Disco, Michael Bederman, Peter Cron ve Bruce Berman gerçekleştirdi.

Frankel’ın kamera arkası yaratıcı ekibi görüntü yönetiminde Maryse Alberti (Creed), yapım tasarımında Beth Mickle (Whiskey Tango Foxtrot) kurguda Andrew Marcus (American Ultra) ve kostüm tasarımında Leah Katznelson’dan (How to Be Single) oluşuyor.
Filmin müziği Theodore Shapiro’nun (Trumbo) imzasını taşıyor.




Filmin kapanış jeneriğinde platin albüm ödüllü Grammy adayı OneRepublic’in seslendirdiği yeni şarkı “Let’s Hurt Tonight”ın özel bir versiyonu çalıyor.

New Line Cinema, Village Roadshow Pictures işbirliğiyle, bir Anonymous Content- Overbrook Entertainment Production ile PalmStar Media ve Likely Story yapımı Collateral Beauty / Gizli Güzellik'i sunar.

Filmin dağıtımını bir Warner Bros. Entertainment kuruluşu olan Warner Bros. Pictures, seçili bölgelerde ise Village Roadshow Pictures gerçekleştirecek.





Filmin mmknmrtb notu ::

Bir araya gelmiş -tabii parayı da kapmış- bunca mühim oyuncu, "gerçekçi" desen değil, "fantastik" desen hiç değil, "komik" desen değil, "trajik" desen hiç değil, "entelektüel" desen değil, "naif" desen hiç değil; ama aptallığını -göz boyayan yılbaşı süsü misali- "ucuz felsefe" numaralarıyla gizlemeye çalışan bir senaryoyu filme çekmeye çalışırlarken, hiç de öyle "önemli" görünmüyorlar.. çok daha beter görünüyorlar ama, neyse şimdi..

Oyuncularına böyle girişirken, The Devil Wears Prada (2006) ve Hope Springs (2012) gibi gayet iyi filmler ortaya koymuş yönetmen David Frankel'i de unutmuyoruz tabii: Boyun devrilsin Deyvid!.

3 / 10






HİKAYE HAKKINDA

“Zaman, aşk ve ölüm.  Bu üç şey yeryüzündeki her bir insanı birbirine bağlar. Sevgi özlemi duyuyoruz. Keşke daha çok zamanımız olsa diyoruz. Ve ölümden korkuyoruz.”

Collateral Beauty/Gizli Güzellik, tarifsiz bir kaybın ardından hayata ve sevgiye giden yolu yeniden bulmayı; en karanlık zamanlarda bile o yolu aydınlatan beklenmedik umut, anlam ve bağlantı anlarını konu alıyor.

“Bazen garanti gördüğümüz ya da fark etmediğimiz, ama her gün karşımıza çıkabilen gün batımı gibi şeyler… ya da bir çocuğun gülümsemesi gibi anlık şeyler” diyor yönetmen David Frankel ve ekliyor: “Gizli Güzelliğin milyonlarca örneği var; bunlar eşsiz şeyler ve onların neler olabileceği konusunda hepimizin farklı fikirleri var. Hayata devam etmemizin nedeni onlar. Bence hikayemizin en ilgi çekici yanı hayatı yaşamaya değer kılan o harika hayat parçacıklarını fark etmemiz gerektiğini bize hatırlatması.”

Her trajik olayla aydınlanan o anları keşfetmek bütün bireyler için son derece kişisel olan ama bir yandan da hepimizin paylaştığı bir duygusal ve ruhani yolculuk.
New York şehrinin tatil mevsiminin sıcak, enerjik ve çoğu zaman acı-tatlı melodisi atmosferi içinde geçen Collateral Beauty/Gizli Güzellik, bir adamın kayıp girdabından geçme sürecinde yaşamı doğrulayan hikayesini ve nihayetinde ulaştığı şeyi anlatıyor
–gönül, samimiyet ve bir tutam mizahla ve her zaman kavrayışımızın ötesinde bir şeyler olacağına dair bir kabullenişle.




Filmin yapımcılarından da olan senarist Allan Loeb, “Bir trajediden sonra dünyayı görüş şekliniz, kalbinizi açış şekliniz ve insanlarla bağlantı kuruş şekliniz çok güzel olabilir. Dönüştürücü olabilir” diyor.

Matem tutan Howard karakteriyle başrolü üstlenen Will Smith şunları söylüyor: “Collateral Beauty’e hakim olan gizli güzellik fikri hepimizin yüreğine dokundu: Şartlarınız ne kadar zor olursa olsun, oracıkta olup biten özel bir şey var; görmek için bakmanız gerekiyor sadece.”

‘It’s a Wonderful Life’ı en sevdiği tatil klasikleri arasında sayan ve Collateral Beauty
için ilham kaynaklarından biri olarak gören aktör, sözlerini şöyle sürdürüyor: “David’in teklif götürdüğü pek çok oyuncu evet dedi. Hepimizin aynı şekilde anladığı, hepimizin beyaz perdeye taşınmasında görev almak istediği bir hikayeydi.”

Loeb için, süreç hayal gücünde oluşmuş bu konsepti yadsıyamayacak hâle gelmesi üzerine başladı.
“Uzun bir zaman dilimi içinde, başka filmler yazarken ve başka şeyler üzerinde çalışırken parça parça bir araya geldi” diyor senarist ve ekliyor: “Kafamın içinde beni sürekli rahatsız eden küçük bir hikayeydi: Bir adam zaman, sevgi ve ölüm gibi soyut olgulara mektuplar yazıyordu; böyle bir şey yapmasının nedeni ne olabilirdi?”




Howard son derece başarılı ve dinamik bir reklam yöneticisiydi; kendi şirketini yönetiyordu.
Howard için bu sözcükler bir zamanlar güçlü birer pazarlama aracıydı. Büyük motivasyon sağlıyorlardı.
Filmin başlarında Howard’ın daha önceki tutkusunu aktaran bir sahnede ateşli bir gruba hitap ederken şu ifadeyi kullanmıştı: “Bu üç şey, yeryüzündeki her bir insanı birbirine bağlıyor: Sevgi özlemi duyuyoruz. Keşke daha çok zamanımız olsa diyoruz. Ve ölümden korkuyoruz.”

Fakat altı yaşındaki kızı ölümcül bir hastalığa yenik düşüp, Howard’ı duygusal bir boşluğa sürükleyince, bu konseptler daha büyük bir anlam kazanırlar.
İnsanlarla temastan gitgide daha fazla kaçınan Howard’ın iletişim için seçtiği tek yol Sevgi, Zaman ve Ölüm’e yazdığı öfkeli ve suçlayıcı mektuplardır.

Frankel, “Howard büyük, felsefi sorularla boğuşuyor ve yanıtlar bulmak için yüzünü evrene dönüyor. Çağdaş bir Kral Lear gibi tanrılara haykırdığı söylenebilir.”

Yapımcı Michael Sugar ise şunları aktarıyor: “Onlara soyut kavramlar diyoruz, ama tabi ki bunların soyut bir yanı yok. Bunlar hepimizi güdüleyen şeyler. Her sinemacı hem eğlenceli hem de derinden sarsıcı bir film yapmak ister. Sanırım bu proje hayatımız boyunca hakkında düşündüğümüz tüm bu şeylerin özünü yakalıyor. İşte bu yüzden, senaryoyu ilk okuduğumda ayaklarım yerden kesildi. Hepimiz için böyle oldu.”




En sonunda, Howard’ın takıntısı dostlarına, onu bu sonsuz mutsuzluktan kurtarma konusunda bir fikir verir: Onun bu kavramlarla bir şekilde yüzleşmesine izin vereceklerdir.
Geleneksel yas terapisinden Şamanist ritüellere kadar başka her şeyi denemişler, ona huzur sağlamaya çalışmış, sabırlı olmuşlardır ama hiçbir şey işe yaramamıştır.

Howard’ın dostları aynı zamanda en yakın meslektaşları ve iş ortaklarıdır: Whit (Edward Norton), Claire (Kate Winslet) ve Simon (Michael Peña).
Howard için hakikaten kaygı duymakla birlikte, planlarının daha pragmatik bir yanı da vardır; çünkü Howard’ın günlük işlevlerden uzaklaşmış olması, şirketi dağılmanın eşiğine getirmiştir ve hızlı bir şekilde satışları arttırmak zorundadırlar.

Yapımcı Anthony Bregman bunu şöyle açıklıyor: “Howard kendi ajansını yok etme sürecinde, çünkü artık dünyadaki hiçbir şeye kendini veremiyor. Ortakları ve en iyi arkadaşları beraberce uğruna çok çalıştıkları her şeyi kaybedeceklerinden korkuyorlar. Bu yüzden aşırı bir yönteme başvuruyorlar. Bunu şirket ve orada çalışan yüzlerce insan için, ama en önemlisi, arkadaşlarına duydukları sevgiden ötürü yapıyorlar. Bunu onun için yapıyorlar.”

“Bu bir müdahale” diyor Frankel ve ekliyor: “Bağırlarına taş basarak bunu yapıyorlar.”

Böylece bir gün, Howard köpek parkında her zamanki bankında otururken, kendinden emin, parlak mavi renkte şık giyimli bir kadın ona yaklaşır ve yanına oturur.
Elinde Howard’ın kısa süre önce Ölüm’e yazıp postaladığı bir mektubu tutmaktadır.
Onu tamamen hazırlıksız yakalayan kadın, kendini mektubun alıcısı olarak tanıtır.
Howard irkildiğinde, ona insanların evrenden sürekli olarak yanıtlar istediğini, ama pek çoğunun doğrudan bir yanıt almadığını hatırlatır. Ve işte hikaye başlar…

Frankel sahnenin alışılmadık ortamı ve Howard’ın kuşku, merak ve ani tepki içeren yanıtı için şunları söylüyor: “Bu çok dokunaklı bir hikaye, ama komedi için de doğal fırsatlar sunuyor, özellikle karakterler arasındaki çoğu zaman oyuncu olan ilişkilerde ve insan doğasının işleyişinde. Benim için en büyük zorluk, o anları oldukça derin olan karakterler ve felsefi düşüncelerle dengelemekti.”




Mavi ceketli kadını Helen Mirren canlandırdı.
O da, oyuncu ya da yapım kadrosundaki çoğu kişi gibi, kendisini projeye çeken şeyin hikayesi olduğunu söylüyor: “Özgün. Daha önce böyle bir şey okumamıştım; gizli güzellik konsepti ve ifade ettiği şeyden etkilendim. Harika bir fikir. Gerçek şu ki herkesin bu öğelerle ilgili farklı bir anlayışı vardır; bunlar özel ve kişiseldir. Fakat hiç kuşkusuz ki, insanlar olarak hayat boyunca mücadele ettiğimiz en önemli ve yaratıcı fikirler arasında yer alıyorlar.”

Kevin Frakes ise, “Senaryo beni yakaladığında muhtemelen 20 ile 30. sayfalar arasında bir yerdeydim. Muhteşem bir senaryo olduğunu anlamıştım, ama beni kişisel olarak ne kadar etkileyeceğini bilmiyordum. Gözyaşları içinde kaldım. Beni gerçekten çok sarstı ve yüreğime dokundu; bunun yapmam gereken bir film olduğunu anladım. Benim için, film yaşam mucizesi hakkında… doğum ve ölüm. Ve biri öldüğünde, ruhları bizimle kalıyor. Gizli güzelliğin ne anlama geldiğiyle ilgili benim yorumum böyle” diyor.

Edward Norton, hikaye aynı zamanda,  “Ciddi bazı temaları işlerken, hafif bir yana da sahip” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Bana biraz Billy Wilder filmlerindeki öğeleri de anımsattı. 1930’ların, 40’ların bazı filmlerine dönüp bakınca, o filmler de çok yetişkin temaları işlemeyi başardıkları halde, insanın içini ısıtan bir nitelikleri vardır. O tür filmleri incelediğinize, o tarzları ortaya çıkartabilen sinemacıların ve oyuncuların becerilerine hayran kalıyorsunuz. Ben bu senaryoyu okuduğumda, o tür bir meydan okuma içerdiğini fark ettim. Tarz dengesi ilginçti.”

“David’in manipülasyon yapmadan mizah ile duygu arasında denge kurabileceğinin farkındaydık. Kendisi her zaman filmlerinde özel tarzlar yakalamakta ustadır” diyor Sugar.

Yapımcı Bard Dorros da aynı ölçüde önemli bir noktaya dikkat çekiyor: “Hikayenin olabildiğince gerçekçi bir his vermesini sürekli kılmak için çok gerçekçi performanslar elde edebiliyor; ama aynı zamanda izleyicilere hikayede daha fazlası olduğunu da hissettiriyor. Bu olayların ardında bir anlam var. Matemin ardında, sevginin ardında bir anlam ve tüm bu öğelerin etkileşim içinde olmasının bir nedeni var. Parçalarının bütününden daha iyi bir hikaye izlediğinizde, yaşadığınız tatmin hissini vermesini umuyorum.”




Olaylar gelişirken, bu parçalar diğer ana karakterlerin, Howard’a odaklanmalarının dışında, hayatlarını ve özlemlerini açığa vuracak şekilde gelişir. Bu hikayenin onlarla da ilgili olduğunu, çözmeleri gereken meselelerle ve arayışlarıyla ilgili olduğunu görürüz çünkü gizli güzellik konsepti onlara hiç beklemedikleri şekillerde dokunacaktır. “Her sahnede, odaklandığım şey insanların oluşturduğu bağlantılardı, birbirlerine nasıl çekildikleriydi ve hayatta ihtiyaçları olanı nasıl bulmaya çalıştıklarıydı” diyor Frankel.

Filmin yıldız oyuncu kadrosunda; Smith, Norton, Winslet, Peña ve Mirren’a ek olarak Sevgi ve Zaman’ı canlandıran Keira Knightley ve Jacob Latimore’la birlikte işini gerçekten iyi bilen yas terapisti Naomie Harris bulunuyordu.

Yapımcılar filme mekan olarak yılbaşı tatili döneminde New York’u seçerek, şehrin benzersiz ihtişamından ve ışık süslemelerinden yararlandılar.
Bu sayede hikaye boyunca süregiden ve izleyicilerin kendilerine göre yorumlayacakları bir diğer öğeyi daha vurguladılar: Günlük hayatımızın perde arkasında görülmeyen ve bilinmeyen güçlerin var olma olasılığı.  

Frankel bu konuda şunları söylüyor: “Noel döneminde, tüm o ağaçlar ve ışıklandırmalarla, New York’un neşelendirici ve mucizevi bir görünümü var. Bu bir abartı değil. Salladığınızda tüm o minik kar tanelerinin dönerek uçuştuğu ve ışığı yakaladığı küçük kar kürelerinden birinin içindesiniz adeta.”

Bu tür ideal görsellerin uygun bir fon oluşturduğu, sayısız güzellikleri bütünleştiren ilham verici bu hikaye, Frankel’a göre, “dünyanın nasıl işlemesi gerektiğine dair hayal gücümüzü, en basit şekliyle, sevginin ve insan ruhunun zaferini yansıtıyor.”




OYUNCULAR VE KARAKTERLER

“Sana bir hediye verildi: Her şeyle derin bir bağlantı. Onu ara. Orada olduğuna söz veriyorum.”

Domino labirentleri filmin görsel işaretlerinden biri; çünkü Howard binlerce plastik domino taşını karmaşık örüntülerle yerleştirip, ardından onları devirmekle, meditasyon benzeri bir deneyim yaşıyor.
Neyse ki, yapımcılar Collateral Beauty/Gizli Güzellik'in yapım sürecini bir zincirleme tepkiye benzetiyorlar.

“Will Smith projeye ilk imza atan isim oldu, ardından Helen geldi ve sonrasında diğer oyuncular da yapıma çekim duymaya başladılar” diyor Bregman ve ekliyor: “Bence insanlar özel ve heyecanlı olan bir şeyi hissediyorlar. Dominoların düşüşüyle ilgili süregiden bir tema var ve filmi bir araya getirmek de büyük ölçüde böyleydi.”

Frankel ise şunları söylüyor: “Bunlar sanatlarını gerçekten seven, film yapmaktan mutluluk duyan, tutkulu oyuncular. Hepsi de formunun zirvesinde. Bu filmde birbirleriyle harika bir şekilde oynadılar. Senaryoda her gün bir şeyler keşfettik, ama değişmeyen tek şey herkesin hikayeyi dokunaklı bulmasıydı. Senaryoyu okuyup da gözyaşlarına boğulmayan tek kişi olduğuna inanmıyorum; çekim yaptığımız zamanlarda da, tebessüm yaratmayan neredeyse hiç sahne yoktu. Süreci bu denli ödüllendirici kılan da işte buydu.”

Yönetmen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Oyuncu seçimi özellikle heyecan vericiydi; çünkü olasılıklar çok fazlaydı. Rollerin yazılış şeklinden ötürü, cinsiyet, ırk ya da yaş konusunda neredeyse hiç sınırlama yoktu; dolayısıyla, her karakteri kendinde özgü şekilde yorumlaması için doğru kişiyi bulmak yeterliydi.”

Frankel yapım sırasında senarist-yapımcı Loeb’la yakın bir çalışma içindeydi; çünkü karakterlerin özelliklerini ve diyaloglarını Loeb şekillendirmişti.
Hollywood’un deneyimli ismi, kendisi için alışılmadık bir deneyim olduğunu; ama buna çok olumlu yaklaştığını dile getiriyor: “Set sırasında çok yazım yaptık; senaryonun yapısını ya da özünü değiştirmek şeklinde değil de yıldızların seslerini ayarlamak anlamında. Will için yazmak, Edward ya da Kate için yazmaktan biraz farklıydı ve her bir oyuncu kendi içgörülerini de sürece kattılar. Her gün setteydim, oyuncularla çalışıyordum. Bu konuda David Frankel’a hakkını vermeliyim; çünkü bir yönetmenin bir yazara bu olanağı sağlaması ender görülen bir şeydir.”




Howard

Yapımcılar Howard için bir yandan karakterin karmaşıklığının üstesinden gelebilecek, diğer yandan da özdeşleşilir ve cazip kalmayı başaracak bir aktör istediler.
Söz konusu aktörün sıcaklık ve mizah vaat etmesi gerekiyordu, her ne kadar bu özellikleri hemen anlaşılamayacak olsa da.
Sugar bunu şöyle açıklıyor: “Will Smith benzersiz bir karizmaya sahip bir yıldız. Howard rolünün izleyicilerin kucaklayabileceği biri tarafından canlandırılması gerekiyordu ve biz Will’in mükemmel bir eşleşme olduğunu düşündük.”

Frankel ise, “Hiçbir ince ayrıntıyı gözden kaçırmadı ve dramatik sahnelerin içindeki hafifliği vurgulamaya özen gösterdi” diyor ve ekliyor: “Will’in böylesine acı içinde bir karakterde bu kadar çok doğal komedi bulması benim için sürpriz oldu; mesela Helen’ın parktaki bankta kendini tanıtışına verdiği tepki gibi. Sanırım bu onun doğal neşesinin bir parçası.”

Smith’in ise canlandırdığı karaktere ilişkin yorumu şöyle: “Howard hayatı çözmüş, bilinecek ne varsa öğrenmiş bir adamdı. Kendini bir öğretmen ve pazarlama gurusu olarak görüyordu. Harika bir adamdı. Sevgi doluydu, tavsiyeler veriyordu ve tüm arkadaşlarına karşı yardımseverdi. Nasıl kazanılacağını biliyordu. Fakat kızını kaybettiğinde, dünyada işlerin nasıl yürüdüğüne dair anlayışı kökünden sarsıldı ve altüst oldu.”

Aktör karakterin bu olaya ilk yaklaşımının felsefe ve iyileşme üzerine kitaplara gömülmek olduğuna değinerek, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Matem onun için bir etüt haline geliyor. Hayata devam etmek için bazı şeyleri anlamaya, bazı şeylerin anlamını ve nedenini çözmeye çalışıyor. Entelektüel anlamda, ölümün hayatın bir parçası olduğunu ve hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, bir şeylerin gittiğini kabullenmek gerektiğini anlıyor ama bunu uygulamaya geçirme süreci için daha fazlası gerekiyor.”




Howard’ın yaşamı, olduğu haliyle, günlük olarak tekrar ettiği sınırlı bir dizi faaliyetten ibarettir; gece olunca kendini yatağa atar ama gözüne uyku girmez.
Ofise gittiğinde ise çalışmak yerine saatlerini domino oynamakla geçirir.
Gündüzleri köpek parkında oturur, geceleri bisikletiyle şehrin sokaklarını amaçsızca turlar.
Bazen karanlıkta, bir pencerenin önünde durur ve içeride daire çizecek şekilde yerleştirilmiş katlanır sandalyelerde oturup konuşan ve nedeni bilinmeyen bir kederin tesellisini birbirlerinde arayan insanları görür. Ama asla içeri girmez.

“Sırasız ölüm olduğunda, bir çocuk anne babasından önce öldüğünde, yaşam döngüsü kırılmış gibi olur; genetik programımız böyle değildir” diyen Frankel, şöyle devam ediyor: “Howard deli mi? Bence yas, zeki ve parlak insanları asla hayal etmedikleri bir yere, asla arzu etmedikleri karanlık ve aşağı seviyelere götürebilir.”

İnsanların kayıp karşısında verdikleri tepkiler, onunla başa çıkma şekilleri ve süreleri, hikayede de aktarıldığı gibi, farklıdır. Bunun doğru bir şekli yoktur ve insanları yargılamak doğru değildir. Ama Howard’ın durumu farklıdır çünkü o bununla başa çıkmak için hiçbir şey yapmamaktadır. “Sıkışıp kalmış. Kalıcı bir durağanlık durumunda ve nasıl yeniden hareket edeceğini bilmiyor” diyor Dorros.

Görünüşe göre, Howard’ın tek tesellisi Zaman, Sevgi ve Ölüm’e yazdığı mektuplardır.  Smith bunu şöyle aktarıyor: “Mektup yazma olayı bir duygusal boşalma; duygularını, öfkesini, hayal kırıklığını dışa vurmasının bir yolu olarak başlıyor ki bunu herkes anlayabilir.”
Fakat sonra tamamen beklenmedik bir şey olur.




Whit, Claire ve Simon 

Howard vazgeçmiş olsa bile… arkadaşları ondan vazgeçmemiştir.
Howard yıllar içinde kariyerini ve şirketini geliştirmiştir ama bunu en yakın çalışma arkadaşlarının yeteneği ve azmi sayesinde başarmıştır: Adı ajansın tabelasında Howard’la birlikte yer alan fikir adamı Whit; şirketin usta müşteri yönetmeni Claire ve ajansın gözüpek hukuk müşaviri Simon.
Genç birer elemanlıktan eşit ortaklığa erişen grup, bir bakıma birlikte büyümüşlerdir; dost olarak, meslektaş olarak ve aile olarak hayatları bütünüyle iç içe geçmiştir.

Beraberce, Howard’ı düştüğü boşluktan çıkarmak için çok uğraşmış, ama başarılı olamamışlardır.
Bir yandan da, onun yokluğunda şirketi ayakta tutma mücadelesi verirler.
Ne var ki, Howard’ın bağlantıları ve yaratıcı ışığı olmadan, müşteri hesapları azalmış ve müşteri potansiyeli o kadar düşmüş ki tek seçeneğin ajansı satmak olduğu noktaya gelinir.
Masada bir teklif vardır… ama hisselerin çoğunluğunu elinde tutan kişi Howard’dır ve bu karara imza atmamaktadır.  

“Bence ilk sahneden itibaren ilişkilerinin yakınlığı bariz” diyor Whit rolünü canlandıran Edward Norton ve ekliyor: “Bu iki adamın birbirlerinin en iyi arkadaşı olduğunu hemen anlıyorsunuz ve bu da aralarının açıldığını, aralarına mesafe girdiğini görmeyi çok acı verici kılıyor.”

“Edward sürece kendinden çok şey kattı” diyor Frakes ve ekliyor: “Tüm oyuncular rollerini tanımlamalarına yardımcı olması için Allan’la çalıştı; özellikle Ed’in performansıyla Whit son derece karmaşık ve dokunaklı bir karaktere dönüştü. Karakter senaryoda da öyleydi ama daha da zenginleşti.”




Eski Howard’ı en çok özleyen kişinin Whit olduğu tartışma götürmez.
Zaten onunla yeniden bağ kurabilmek için en alışılmadık ve ilham verici fikri bulan da oydu.
Kate Winslet, “İlk başta Claire bunu bir şaka sanıyor. Whit’in biraz çılgın olmasına alışık ama yine de bu asla işe yaramaz diye düşünüyor. Whit’in ciddi olduğunu ve bunu beraberce yapabileceklerini anlar anlamaz, sanırım Howard’a sahiden yardımcı olabileceklerine inanıyor.”

Gerçek şu ki, hepsinin Howard için içtenlikle endişe duymalarına rağmen, her birinin kendi sorunları da vardır.
Onlar bunları tam olarak anlamasalar da, onlara tam olarak eğilmeseler de hikayenin ilerleyen bölümlerde bu sorunlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.

Örneğin Whit, ilk başta insanların onu özgüvenli, yaratıcı ve çekici bulmasını, dünyayı umursamadığını, bir sonraki büyük aşkının doğru kişi olduğuna dair umut beslediğini düşünmelerini istiyor.
“Oysa” diyor Frankel, “Hayatı boyunca bir sürü hata yapmış ve hayatının nasıl bu hale geldiğine inanamıyor. Kendisinin evrenin efendisi olduğunu düşünen bir adamken, evliliği çöküyor, kızı ona büyük öfke besliyor, Queens’de, bunamadan mustarip annesiyle yaşıyor ve ajans batmanın eşiğinde.”

Kızıyla bağı o kadar ciddi hasar almıştır ki Whit’in içi acıyor; ama ilişkilerini nasıl tamir edeceğini hiç bilmiyor ya da tamir olacağına dair umut olup olmadığını.
Norton bu konuda şunları söylüyor: “Aşkı bulmaya çalışan ya da çocuklarıyla ilişkileri sorunlu olan veya başka sorunlarla boğuşan insanlar onun yaşadıklarını anlayabilir. Bence Allan ve David izleyicilere özdeşleşebilecekleri karakterler sunmada çok iyi bir iş çıkardılar. Erişilebilir ve şefkatli karakterler. Whit’in annesine nasıl baktığını gördüğünüzde onun kim olduğunu anlıyorsunuz.”




Norton sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bence Whit belli bir ölçüye kadar hayatını maddi olarak yeniden inşa edebileceğine, kızıyla ilişkisini düzeltebileceğine inanıyor. Ancak filmin büyük çoğunluğu, insanların şunu anlamasını konu alıyor: Sorunlarının çözümü olduklarını sandıkları şeyde değil ya da ihtiyaçları olan şey bu değil. Konu kendileri hakkındaki gerçeklerle yüzleşmek.”

Claire için bu kolay olmayacaktır, çünkü gerçeği uzun süredir görmezden gelmektedir.  Pek çok açıdan klasik bir verici olan Claire –hemen hemen her akşam Howard’a kapısı sürekli kapalı olduğu halde, hazır yemek bırakır– kişisel yaşamının bazı yanlarını ertelerken, tüm enerjisini ve azmini ajansa ve kariyerine yöneltmiştir.

“Claire işi her zaman ön planda tutmuş ve bu süreçte bazı şeyleri unutmuş, ta ki şimdiye kadar. Kırk yaşına yaklaşıyor ve hâlen çocuk sahibi olmak istiyor. Ama acaba çok mu geç?” diye soruyor Frankel.

Winslet ise şunu ekliyor: “Claire anne olmayı her şeyden çok istiyor ve bu arzusu, onun için bir mücadele haline geliyor. Claire’in bana en çarpıcı gelen yanı, iş hayatında yüksek bir konumda olmasından ötürü dışarıdan her zaman güçlü görünmek zorunda olduğu için içinde çok fazla şey saklaması. Onun bebek istediğini ve bunu tek başına yapmaya hazırlandığını, ki bu çok cesurca bir hareket, çok az insan biliyor.”




Claire için şirketin potansiyel başarısızlığı özellikle acı verici olur; çünkü “orada kurduğu her şey risk altında ve reklam ajansı uğruna feda ettiği her şeyle yüzleşmek zorunda. Kate bu duruma büyük empati kattı” diyor Bregman.

Bu arada, Michael Peña’nın canlandırdığı Simon için ajansın mevcut durumunun getirdiği risk daha da büyük olabilir.
Peña, “Simon olayı şöyle görüyor: Onların Howard’a yardım etmek için yapmaya çalıştıkları şeyin aynısını, Howard da onlardan birinin uyuştuğunu görse yapabilirdi. Bu bir acil durum” diyor.

Howard’a duyduğu büyük sadakate rağmen, Simon karısı ve oğlu için de büyük sorumluluk duymaktadır.
Onların geleceklerine, onlara maddi olarak yetip yetemeyeceğine ilişkin kaygı Simon’ı yiyip bitirmektedir; Simon bu korkusunu onlarla paylaşma konusunda tereddüt etmektedir; çünkü onun bu kuşkularını görmelerini istemez.

Simon bir şeyler yaşamaktadır, ailesini belirgin şekilde etkileyebilecek bir şeyler ve o bunu onlara nasıl söyleyeceğini, hatta söyleyip söylememesi gerektiğini bilememektedir.

“Daha genç olduğum bir dönemde böyle bir rolü üstlenmezdim diye düşünüyorum” diyor aktör açık yüreklilikle ve ekliyor: “Şimdi artık yaşım daha büyük ve bir çocuğum var, farklıyım. Mesela uçmaktan hiç korkmazdım ama artık daha çok endişeleniyorum; çünkü başıma bir şey gelirse çocuğumun o acıyı yaşamasını istemiyorum, her ne kadar bir gün kaçınılmaz olarak yaşayacak olsa da. İşte bu tür şeyler düşünüyorsunuz. Böyle filmlerde sevdiğim şey de bu. Kız arkadaşımla bazen 34. Cadde’ye yürüyoruz ve ister istemez “Miracle on 34th Street’ filmini düşünüyorum.”

 “Bir avukat olarak, Simon gerçekçi ve odaklı biri. Şu an karşı karşıya olduğu durum çok ciddi. Yine de, Michael, Simon’a fazladan bir derinlik sağlayan bir hafiflik hissi katmayı başardı. Michael’ın ilginç yanı ne göreceğinizi asla bilmemeniz; canlandırdığı şeyde muhteşem bir doğaçlama var” diyor Dorros.




Loeb ise şunları söylüyor: “Genel olarak, bunların gerçek, kusurlu karakterler olmasını istedik. Perspektife, bu hikaye sürecinde iyileşmesi gereken tek kişi Howard değildi; diğer üçü de aynı durumdaydı. Bu onların da yolculuğu ve onların da dersi oluyor.”

İronik bir şekilde, Whit, Claire ve Simon, ancak Howard’ı yaşam sevincine yeniden kavuşturmak için planlarını uygulamaya koyduktan sonra kendi durumlarına eğilirler.
İyi niyetler işte böyledir diyen Bregman, şunları söylüyor: “Hayır işleri genellikle alıcıya olduğu kadar vericiye de fayda sağlar ve bu karakterlerin gerçekten sevdikleri birine yardım etmek için yaptıkları şey aslında kendi hayatlarındaki kayıplara da yardımcı oluyor. Bunun sevginin gerçeği olduğuna da inanmak hoşuma gidiyor. Bir Beatles şarkısından alıntı yaparak şöyle söyleyebilirim: Aldığınız şey verdiğiniz şeye eşittir.”




Sevgi, Zaman ve Ölüm’e Ne Derdiniz?

Loeb filmin temel önermesine dair şunları söylüyor: “Senaryo, tüm varlığımızın en önemli üç öğesi olduğuna inandığım şeyler hakkında Truva Atı bir söylemdi. Ve bu konuda Yunan korosunun bakış açısından değil, Sevgi, Zaman ve Ölüm’ün ağzından konuşmak istedim.”

Senarist bu doğrultuda birincil amaçları söz konusu konseptlerin belirleyici öğelerini üstlenen karakterler yarattı.
Ardından, bu karakterlerin hem Howard’ın yaklaşımlarına, hem de dünyadaki amaçları ve Howard için ne anlama geldiklerine dair varsayımlarına, yüz yüze, cesurca meydan okumalarını sağladı.

“Bununla eğlendik” diyor Frankel ve ekliyor: “Helen Mirren’ın karakteri Brigitte, Howard’ın Ölüm konusundaki düşünceleriyle yüzleşiyor; Keira Knightley Sevgi’nin savunmasını yapıyor; Jacob Latimore ise onunla Zaman hakkında konuşuyor.”

“Sevginin üzerine sonsuz düşünülmüştür” diyen Smith, şöyle devam ediyor: “Ölümden ise insanlar kaçınmaya çalışırlar ama herkes onunla yüzleşmek zorundadır; ve ölümle yüzleştiğinizde tüm aptallıklar uçup gider. Yalnızca önemli olan şeyleri görürsünüz. Ve benim için zaman fikri, komik bir sahne bağlamında en zor felsefi kavramdı; ama bence Jacob Latimore bu konuda harika bir iş çıkardı. Beraberce oturup tüm bu fikirler üzerine düşünmek, savlar ve karşı savlar geliştirmek çok ilginçti, çünkü aslında kimse bunların yanıtlarına sahip değil.”




Howard’ın Sevgi’ye en son mektubunda sadece “Hoşça kal” yazıyordu ve şimdi ona sevgiden vazgeçmenin bir seçenek olmadığını fark ettirme görevi Keira Knightley’nin karakteri Amy’ye düşüyordu.
Tam tersine; sevginin en önemli olduğu dönemdi bu.
Knightley canlandırdığı rol için şunları söylüyor: “Empati, sevginin bir parçası olduğu için, Amy, Howard’ın yasına empati duyuyor ve onunla hissedebileceği duygusal terimlerle konuşuyor.  Ama Amy aynı zamanda onun şunu da anlamasını istiyor: Sevgi her şeyin harika olduğu tek bir parçaya sahip değil; aynı zamanda bir şey senden alındığında hissettiğin inanılmaz acı da onun bir parçası, ama bu durum asla sevgiyi azaltmıyor ya da bitirmiyor.”

Aktris, ayrıca, şunu da soruyor: “Son derece merak uyandıran bir fikir; sevgiyi kişileştirme teklifine nasıl hayır diyebilirsiniz ki?”

“Collateral Beauty/Gizli Güzellik”  karşısına çıktığı sırada aktris ender yaşayabildiği bir dinlenme döneminin tadını çıkarıyordu ve faal şekilde bir rol arayışında değildi.
“Çok küçük bir çocuğum var ve yakın zamanda çok zahmetli bir projeyi yeni tamamlamış olduğum için o dönemde çalışmak istemiyordum” diyen aktris, şöyle devam ediyor: “Senaryoyu anneme verdim. Çoğu zaman, ‘Hayır, bunu yapma, evinde çocuğunla oturup rahatla’ derdi. Ama bu senaryoyu okuduğunda beni gözyaşları içinde aradı. Uzun zamandır hiçbir şeyin ona böyle hissettirmediğini söyledi. Sanırım hepimizin korktuğu bir şeye parmak basıyor, ama yine de bunun içinde inanılmaz bir rahatlama ve iyimserlik hissi var. İnsanların bireysel olarak ne deneyimleyeceğini bilmiyorum ama, şahsen bana çok dokunaklı geldi. Ayrıca, hikayenin nereye gittiğini de bilmiyordu ki bu heyecan vericiydi.”




Knightley’nin karakteri Howard’a ruhunu açmadığı zamanlarda, Whit’le şakalaşır ve bu çoğunlukla filmin nispeten hafif sahnelerinde onun flört etme girişimlerini savuşturmak tarzındadır.
Bu, Whit için, yoluna çıkan her güzel kadına yönelik otomatik bir yanıttır, ama bu aynı zamanda onu gerçekten ihtiyacı olan şeyden, kızının öfkesiyle yüzleşecek cesareti bulup derinlere gömülü olan sevgiyi, uçurum daha da genişlemeden bulmaktan uzaklaştırmaktadır.  

Bu arada Howard’ın Zaman olduğunu tahmin ettiği şey, ona musallat olmuştur.
Jacob Latimore’un canlandırdığı Zaman, genç ve çetin bir sokak çocuğu olan Raffi şeklinde Howard’ın karşısına hiç beklemediği anlarda çıkar: Örneğin ofisinde, ya da tehlikeli bir şekilde kaykayla onun yolunu kestiğinde ya da Howard’ın bisiklet selesini arkadan tuttuğunda.

Howard mektuplarında Zaman’a karşı özellikle sert davranmıştır ve aynı şekilde yanıtlar alır; benzer suçlamalar ona aynen yöneltilir.
“Howard Zaman’a herhangi bir babanın, eğer imkanı olsa, söyleyeceği şeyleri yazıyor: Sen ölü hücrelersin, sen korku duyulansın; güzelliği öldürüyorsun; her şeyi mahvediyorsun. Bütününe bakıldığında, tek istediği, çocuğuyla sonsuza dek beraber olmak ama ne yazık ki işler böyle yürümüyor” diyen Latimore, şöyle devam ediyor: “Dikkatini çekmek ve kafasına girmek için yanına kaykayla gidiyor, ona yanılıyor olduğunu düpedüz söylüyorum. Zaman bir hediyedir, oysa Howard onu hiçbir şey yapmayarak, kendini kapıp koyuvererek ziyan ediyor. Uğruna yaşanacak daha çok şey var. Sohbetlerimiz hüsran verici, ama bu sohbetlerin ona sonradan anlayacağı şekillerde yardımcı olacağına inanmak zorundayım.”




Latimore rol için, büyük bir inanç sıçraması yaptığını şimdi mutlulukla itiraf ediyor: “Seçmelerde sahnemi tamamladıktan sonra kapıdan çıkmaya hazırlanıyordum ki David, ‘Hey, kaykay yapmayı biliyor musun?’ diye sordu. Bir oyuncu olarak, her şeye her zaman evet demeniz gerektiğini öğrendim. Bu yüzden, ‘Evet, kesinlikle, bana bir kaykay verin, yapabilirim’ dedim. Filme seçilmemden birkaç hafta sonra da bir kaykay almam gerekti. İşte dersler o zaman başladı.”

Howard’ı, beklentileri hakkında ağız dalaşı yapmak için takip etmediği zamanlarda, Latimore’un canlandırdığı karakter, Claire’le bambaşka bir bağlantı kurar.
Zamanın hızla akıp geçmesi ve kaçan fırsatlar konusunda kendi çatışmalarını yaşayan Claire için, “Bazen bir zamanlar istediğin şeyden vazgeçmen ve yeni bir şey istemeyi öğrenmen gerekir; ve geçen yılları geri getiremesen de hedeflerini önemli şekillerde değiştirebileceğini anlamak durumunda kalırsın” diyor Frankel ve ekliyor: “Bu, birkaç karşılaşmayla öğrenilmesi çok fazla şey gibi görünebilir ama bazen tek gerekli olan budur.”

Fakat Howard’ı en çok tedirgin eden, Ölüm adına konuşan kadınla yaptığı sohbetler olabilir; belki de bunun başlıca nedeni Ölümün hiç de Howard’ın hayal ettiği gibi olmamasıdır.
Bu, yazarın kasıtlı seçimiydi ve Helen Mirren bunu derin, duygusuz bir dürüstlük, yalın bir mizah ve gözlerinde ışıltıyla kişiselleştirerek daha da ileri götürdü.

“Howard Ölüme meydan okuyor, kavga ediyor, öfkeleniyor” diyor Mirren ve ekliyor: “Belli ki o, çok derin ve akıl almaz bir acı yaşıyor. Başına gelen travma yüzünden dünyadaki yolunu kaybetmiş ve nasıl davranacağını şaşırmış.”




Bu yüzden, Ölümün stratejisi onu olabilecek her şekilde şaşırtmaktı.
“Helen, Ölümün harika bire mizah anlayışı olduğuna karar verdi ve Will’le ilk karşılaşmalarından itibaren adeta oyuncu bir yaklaşım benimsedi. Daha sonra ise bunu aynı ölçüde derin bir şefkat gösterisiyle dengeliyor” diyor Frankel.

Mirren, karakterin bu şekilde hareket ederek, hikayenin ana temasıyla tutarlı olduğunu vurguluyor: “[Filmin ana teması] en zor şartlarda bile olumlu, güzel ve beklenmedik bir şey bulmak mümkün olduğu. Bu çoğu zaman insanlıkta ve insanların birbirlerine yanıt veriş biçimlerinde yatıyor. Hikayenin esas merkezinde bu gizli güzellik fikri yatıyor; ve benim umudum o ki izleyiciler sinemadan bir iyimserlik ve hayata bağlılık hissiyle çıkacaklar.”

Mirren aynı kimliği hikayedeki diğer karakterlere de sunar ve Peña’nın canlandırdığı Simon’da bir bakıma kendininkine yakın bir ruh bulur.
Simon onu “anlamaktadır” ve onun tarzına her şekilde ayak uydurabilmektedir. Hatta Simon, Ölüm karakterine o kadar yakın bulur ki ailesinden ve dostlarından sakladığı sırrını ona açar.
Mirren, “Benim karakterim, Simon’ın bu mantığın ötesini görmesini sağlamaya ve sırrını paylaşmaya ihtiyacı olduğuna ikna etmeye çalışır.”




Bu Konuda Konuşmaya Hazır Olduğunda

Sorular ve duygular karman çorman olurken bile, Howard için sakin, kişisel bir mihenk taşı mevcuttur.
El ayak çekildikten sonra şehirde bir yerlerde, paylaştıkları acının dışında tamamen farklı farklı insanlar, kaybettikleri sevdikleri hakkında konuşmak, fotoğraflar çıkarıp göstermek ve birbirlerinde teselli bulmak için bir araya gelirler.

Birçok gece, Howard bu buluşma yerine yaklaşır. Belli bir mesafeden pencereden içeri bakar, gruba liderlik eden kadının nazik hareketlerini ve sıcak gülümsemesini izler.
Kadın bazen onun olduğu yöne bakınca, Howard başını çevirir.

Naomie Harris’in canlandırdığı Madeline yas danışmanıdır ve her gün destek grubundaki insanlarla aynı yolda yürümektedir.
Gruptakiler gibi, Howard gibi, o da bir çocuğunu kaybetmiştir. Fakat, Harris, Howard’ın aksine, “İnanıyorum ki olayın olmasından kısa süre sonra Madeline bu kayıpla başa çıkmanın yollarını aramaya başladı ve bu dayanışma gruplarına çok erken bir dönemde katıldı” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Madeline’in hayran olduğum yönü bu kadar güçlü olması. Sevgi dolu ve yaşadığı kayıpla olduğu gibi yüzleşmeyi isteyecek kadar cesur, bundan bir ders çıkarmaya ve olgunlaşmaya kararlı; oysa Howard buna yüzünü dönmüş. Yüzleşemiyor. Bununla mücadele etmeye başlayamıyor.”

Madeline’in iyileşmesi yaptığı iş sayesinde olur. “Madeline kendi yası ve kaybı vasıtasıyla, başkalarına kayıplarıyla başa çıkmalarında yardım ederek hayata bir anlam katmanın yolunu keşfetmiş. Bu bana gerçekten çok yakın geliyor” diye ekliyor Harris. Dolayısıyla, pencerenin dışında bu perişan kişiyi görmek, Madeline’in ona erişmeye çalışmak istemesine yol açıyor.

Frankel bu konuda şunları söylüyor: “Madeline, Howard’a özel bir ilgi gösteriyor ve birazcık zorlamayla gruba katılabileceğini ve böylece ona gerçekten yardımcı olabileceğini hissediyor. Will’le enerjisi çok özel ve güçlü olan Naomie’nin yüzeyin çok derinlerinde olan duyguları yansıtabilme konusunda muhteşem bir becerisi var.”

Madeline’in yeteneklerinden biri sabrıdır. Howard’ın bir gün hazır olduğunda o eşiği atlayıp içeri geleceğini ummaktadır. Ve o bunu yaptığında, Madeline ona destek için orada olacaktır.




Hadi Bu Gece Acı Çekelim

Kişinin acısıyla mücadele etmesi fikri yeni OneRepublic şarkısı “Let’s Hurt Tonight”ın (Hadi Bu Gece Acı Çekelim) özel versiyonunda yansıtılıyor.
Grubun baş solisti Ryan Tedder ve Noel Zancanella’nın sözlerini ve müziğini yazdığı şarkıyı film için yine OneRepublic grubu yorumladı.
Tedder’ın “Collateral Beauty/Gizli Güzellik”in ön gösterimini izlemiş bir meslektaşı, film ile şarkının tema anlamında mükemmel bir eşleşme olduğunu fark ettiğinde şarkı çoktan kaydedilmişti.
Tedder nihayetinde yapımcılarla irtibata geçip filmi izlemek istedi.
“Çok sarsılacağım, duygusal olarak etkileneceğim konusunda beni uyardılar ve gerçekten de öyle oldu ki bu gerçekten de asla olmaz” diyen Tedder, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Benimde çocuklarım var. Ebeveyn olduğunuzda, bir çocuğunuzu kaybetme fikri yaşayabileceğiniz en kötü acıdır. Dolayısıyla, çıkış noktanız buyken, zaten bir inanamama ve aşırı duygusallık noktasındasınız; ve sonra size sevgi, zaman ve ölüm kavramlarını sunuyorlar… gerçekten muhteşem bir konsept.”

Tedder şunu da sözlerine ekliyor: Film için, “değiştirdiğimiz tek şey şarkının girişiydi. Ayrıca, birkaç nota da ekledik.”
Hikayenin sonundaki umut dolu havaya eşlik eden “Let’s Hurt Tonight”ın remiks versiyonu kapanış yazılarına eşlik ediyor.





NEW YORK ŞEHRİNDE ÇEKİM YAPMAK

Kar Küresinin İçinde

David Frankel, “Collateral Beauty/Gizli Güzellik” için nasıl bir görüntü istediği konusunda çok net olduğunu şöyle aktarıyor: “Tasarım ve görüntü yönetiminde amacımız, her yerde dekorasyonlar ve yanıp önen ışıklarla filmi olabildiğince güzel göstermekti.”

Loeb bu konuda şunları söylüyor: “İlk toplantımızda, David, New York şehrinde –özellikle Manhattan’da– Noel’in tüm o ışıltı ve heyecanla en harika görüntüleri sunacağını düşündü. Ülkenin dört bir yanındaki insanlar bu şehrin nasıl göründüğünü bilir ve onun bir parçası olmak ister. Burası (Manhattan) Amerika’nın en büyük şehrindeki en sevilen küçük kasaba ve David de burayı görüntülemek istedi.”

Bundan ötürü, çekimlerin büyük bir kısmı, 16 Şubat 2016’da Manhattan’ın kuzeydoğu bölgesinde başlayarak 40 gün boyunca şehrin dört bir yanında gerçek mekanlarda gerçekleştirildi.
Bu durum beklenmedik hayran karşılaşmaları ve selamlaşmaları için sayısız fırsat yarattı. Smith gülümseyerek bunu şöyle aktarıyor: “New York’ta çalışmak harika, ama işin zor yanı bazen sahnenin ortasında birinin, ‘Hey, Will, ne çekiyorsunuz?’ diye seslenmesi. Ah, çekimi kesin. Kısacası, New York caddelerinde bir karakter olmak insanı zorlayabilir.”

Bilindik mekanlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Whit’in kızını üvey babasının evinde ziyarete gittiği Park Avenue; Lexington caddesinde Simon’ın kahve molası verdiği Le Pain Quotidien; Claire ile Whit’in Howard için ne yapabileceklerini tartışmak üzere buluştukları, Beşinci caddedeki Bergdorf Goodman.




Şehrin daha yukarı kesimlerinde, yapım ekibi Central Park’ın Gothic köprüsünde, West End’de 106. cadde, Washington Heights’ta 182. cadde ve 175. caddedeki Çiftçi Pazarı’nda; Doğu Houston caddesindeki Remedy Diner restoranında; West Chelsea’deki, o zamandan beri kapalı olan Street; Colicchio & Sons restoranında; Greenwich köyündeki Garden of Eden pazarında; ve Whitney Müzesi’nde dış mekan çekimleri gerçekleştirdiler.
“İstediğimiz şey yalnızca güzel görüntüler değil, aynı zamanda gerçek mekanlar ve duygusal yanıt uyandıran özel bir görüntüydü” diyen yapımcı Frakes’e Britanyalı aktris Kate Winslet coşkulu bir şekilde şunları ekliyor: “Noel döneminde New York muhteşem bir şehir. Orada dokuz yıl yaşadım ve orayı hâlâ çok özlüyoruz; buz pateni pistleri ve ışıklar, akıl almaz güzellikteki vitrinler… her şey çok güzel. Çok sayıda gece çekimimiz vardı ve hava çok soğuktu. Yağan kar bazen hakikiydi, bazen sahteydi, ama tüm o süreç bize bir şölen gibi geldi.”

Kurgu ürünü Yardsham Inlet’in ofisleri için dünyanın en büyük bağımsız reklam ajanslarından biri olan, gerçek Wieden+Kennedy’nin Varick caddesindeki ofisleri kullanıldı.
Çekimler çoğunlukla haftasonları yapıldığı için, “Collateral Beauty/Gizli Güzellik”in yapım tasarımcısı Beth Mickle şirketin modern açık yerleşim planından, cam duvarlarından, çok sayıdaki toplantı alanından ve kayda değer açık merdivenlerinden yararlanmakla birlikte, bu mekana Yardsham Inlet tabelalarını ve tatil yönelimli ayrıntılar ekledi.

Öte yandan, Howard’ın ofisinin iç mekanı Queens’deki Silvercup Stüdyoları’nda bir platoda kuruldu ki çok fazla zaman ayırdığı büyük domino tasarımlarının gerçekleştirilmesi ve kontrolü için yeterli alan olabilsin.
Yaklaşık üç metrekarelik alan domino taşı kaplı olduğu için, yanlış tek bir hareket saatler harcanan bir işi yok edebilirdi; dolayısıyla, yapım ekibinin bu hassas sanat için yer sağlamak üzere güvenli ve elverişli bir alana ihtiyacı vardı.




Online takipçiler arasında çalışmalarıyla tanınan üç genç domino tasarımcısı, filmin karmaşık labirentlerini tasarlamakla görevlendirildi.
Lily Hevesh (17), Shane O’Brien (19) ve Nathan Heck (15) sette beraberce çalışarak, bireysel numaralarını ve yeteneklerini Mickle’ın artistik yönlendirmeleriyle kule, duvar, bina ve piramit gibi şekiller oluşturmakta kullandılar.
Film boyunca 50.000’den fazla domino taşı kullanıldı. Bunlardan bir kısmı “canlı” labirentlerde, yani kamera önünde yıkılmak içindi, bir kısmı ise birbirine yapıştırılmıştı.

“Gecenin geç saatinde gerçek bir labirent inşa ediyorduk ki çekim ekibi geldiğinde canlı bir labirentimiz olsun. Günün ilk çekiminde onu yıkıyorduk” diyen Mickle, şöyle devam ediyor: “Ardından düşmüş tüm dominoları temizleyip, yapıştırılmış olanları getiriyorduk ki çekimlerin tamamı gerçekleştirilirken yanlışlıkla devirme korkusu olmasın.”

Mickle’ın Manhattan dışında kullandığı gerçek mekanlar arasında Glendale-Queens’de bir 86. cadde evi bulunuyordu.
Burası Whit’in zorlu bir boşanmanın ardından annesinin yanına taşındığı yerdi. Brooklyn’de seçilen başlıca yerler ise Church Avenue metro istasyonu, Brooklyn Bridge Park’taki St. Ann’s Warehouse tiyatrosu, Marion Hopkinson Parkı, Joralemon caddesindeki River Deli ve Columbia Meydanı’ndaki S.E.M. Ensemble Kilisesi idi.

Yapımcılar tatil dönemini birkaç ayla kaçırdıkları için, Mickle’ın ekibinin şehrin çeşitli yerlerini filmin özel fonunu yaratmak için yeniden dekore etmesi gerekti.
“Ev sahiplerine gidip, evlerinin çevresini izin verip vermeyeceklerini sormak için kapı kapı dolaştık” diyor Mickle. Neyse ki, “Teklif götürdüğümüz hemen herkes bu fikre açıktı. Güzel ve eğlenceliden, uçuk ve nostaljikten gerçekten şık dekorasyonlara kadar birçok tarza yer verdik.”
Mevsime hiç uygun olmayan sıcak bir gün ile ilgili olarak ise şunları aktarıyor: “Dört kamyon parça buzumuz ve yolların kenarlarında kar yığını, uzaklarda kar örtüsü oluşturabileceğimiz, ayrıca kar yağdırabileceğimiz malzememiz vardı. 8-9 metrelik Noel ağaçlarını süsleyen dört farklı ekibimiz vardı. Bu ağaçlardan çok güzel ışıklar elde ettik ve bunlar dış mekan aydınlatmalarına katkı sağladı.”




Buna büyük istisna teşkil eden bir mekan Howard’ın dairesiydi.
Mickle burayı, “minimal, karanlık, her şeyi söküp atıp her şeyi baştan çözmeye çalışacağı bir yer” olarak niteliyor.
Dairenin dış mekanlarında bile, tasarımcı filmin genel atmosferiyle tezat oluşturan, karanlık ve sadeleştirilmiş bir tarzı korudu.
“Howard’ın dairesinin dışında ve çevresinde dekorasyon ya da ışığa dair bir ipucu vermedik.”

Aynı şekilde, kostüm tasarımcısı Leah Katznelson’ın renk paleti de ilginç bazı tezatlar içeriyordu.
 Örneğin, Helen Mirren’ın Howard’la parkta karşılaştığı sırada üzerinde olan saks mavisi kıyafet, kasvetli gökyüzüyle kontrast oluşturuyordu.

Katznelson bu konuda şunları söylüyor: “Helen için renk değerleri arttırıldı. Giydiği manto ve atkıda çok canlı bir mavi renk seçtik. Ayrıca, film boyunca mavi renkli lens de takıyor. Tüm bu renklerle çerçevelendiğinde, adeta semavi bir varlıkmış hissi veriyor, ama bunun nedenini tam olarak anlayamıyorsunuz.”

Katznelson, Sevgi’yi canlandıran Keira Knightley’nin karakteri için bariz aşk renginden kaçındığını söylüyor: “Kıyafetlerinin çizgileri son derece kadınsı. Bol miktarda çiçek desenleri ve nostaljik parçalar kullandık; ayrıca, kıyafetleri çok hareketli. Daha çok eflatun, mor, krem renkleri hakim ama arada kırmızı vurgular da mevcut.”

Zaman’a hayat veren Jacob Latimore’un karakteri için daha şehirli ve modern bir görünüm tercih edildi.
Çok katlı kıyafetlerinin tasarımı ağırlıklı olarak griydi ve net bir başlangıcı ve sonu olmayan zamanı temsil ediyordu; siyah değil beyaz değil, sadece gri.




Howard’ın görünümü filmin başından sonuna kadar tarz olarak aynı kalır: Howard hem maddi hem de yaratıcılık anlamında elde ettiği başarıyı yansıtan şekilde bir dizi özel dikim düz gömlek, kemersiz pantolonlar ve yüksek teknolojili spor ayakkabılar giyer. Ancak, “psikolojik durumunu yansıtması için, şu anki renklerini solgunlaştırdık ki geçmişe dönük görüntülerde daha fazla canlılık ve desen görebilelim” diyen Katznelson, şimdiki zaman için tek renklilik seçimi sayesinde bisiklete binip şehir sokaklarında çevresindeki neşenin farkında olmadan gezerken Howard’ın üzerinde adeta bir üniforma varmış gibi görünüyordu.

“Yılın en yalnız zamanı olabilir” diyor Loeb ve ekliyor: “Geleneksel olarak bu dönemlerde ailenizle ve sevdiklerinizle zaman geçirirsiniz. Ama sevdiği birini, özellikle de çocuğunu kaybetmiş bir insan için yılın en zor zamanı da olabilir.”

“Tatil zamanlarında zaten hissettiğiniz her şey daha da yoğunlaşır” diyor Norton.

Howard’ın çevresinde artan şenlik havasına rağmen kasvetli ruh hali, hikayenin alt mesajını –tıpkı kışın soğuğuna rağmen, dostların ve topluluğun sıcaklığı; yenilenme vaadine rağmen her bir bireyin taşıdığı acı gibi–  yansıtır: Hayat karmaşık ve katmanlıdır, güzeldir, komiktir, zordur ve çoğu zaman akıl eremezdir; karanlık ile ışığın beraberce var olduğu bir yerdir.




Ve tüm bunların arasında iyileşme ve yenilenme konusundaki sonsuz kapasite.
Smith, “Hem acı hem tatlı olsa da, şimdi umut ve sevgi zamanı. Bence New York bunu çok güzel bir şekilde yakalıyor ve David de bu enerjinin filme yansımasını sağlamak için çok çalıştı; şehrin güzelliği karakterlerin mücadele ettiği şeyle dengeyi sağlıyor.”

Smith şunu da ekliyor: “Umarım izleyiciler bu filmdeki neşeyi görürler.”
Bu fikirler, filmin ödüllü bestecisi Theodore Shapiro tarafından da kullanıldı.
Uzun süredir Shapiro’yla birlikte çalışan Frankel, onu “inanılmaz bir besteci. Bu melodik motifler çok sade ama bir o kadar da hikayeye uygun. Buradaki en büyük zorluk sahnelerin hissini yansıtmak ama aşırı duygusallığa kaçmamaktı. Ve film New York’ta geçtiği için, çağdaş ve kentsel bir his vermesi gerekiyordu.”

Sevgi, Zaman ve Ölüm temalarına geri dönerek, Frankel, “İnsanların sinema salonundan mutlaka bu derin düşüncelere dair daha engin bir anlayışla çıkmalarını bekliyor değilim; ama bunların hayatlarımızı nasıl etkilediği konusunda etkilenebileceğini umuyorum. Hepimizin bu soyut kavramlarla mücadele etmesi gerekiyor ve filmin özünü bu oluşturuyor” diyor.

Yönetmen sözlerini şöyle noktalıyor: “Umuyorum ki izleyicileri sıradan şeylerden uzaklaştırıp, konuşabilecekleri bir şeyler verebilir, onlara hayatı onayan, yüreğe dokunan bir deneyim yaşatırız.”



Hiç yorum yok: