8.07.2017

Baby Driver / Tam Gaz


“O iyi bir çocuk; direksiyon başında ise bir şeytan.”

Burada sözü edilen kişi, acımasız suçluların kaçış arabalarını A noktasından B noktasına götüren, masum görünümlü Baby’dir (Ansel Elgort).
Baby bir deli fişek gibi araç sürerken, kafasının içinde çalan kişisel bir müzik vardır.
Bunun nedeni, kaçış rotasını, iPod’unda özenle derlenmiş ve dosdoğru kulaklarına erişen özel ritimlere göre planlamasıdır; her bir şarkı, araçtakileri hayatlarının yolculuğuna çıkaran, ustaca zamanlanmış keskin dönüşlere, vites değişimlerine ve kaçış manevralarına denk gelmektedir.

Sürat ile müziği birleştiren Baby Driver / Tam Gaz, yazar-yönetmen Edgar Wright’tan, türleri heyecan verici bir şekilde buluşturan, başka örneği olmayan yepyeni bir aksiyon gerilim.

Baby, güpegündüz bir dizi şanslı banka soygunu gerçekleştiren ve bu başarısını kısmen Baby’nin otomobil konusundaki zekasına borçlu olan Doc (Kevin Spacey) için çalışmaktadır.

Doc’ın başvurduğu diğer profesyoneller kanunsuzluğu seçmiş eski Wall Street çalışanı Buddy (Jon Hamm); Buddy’nin genç, kural tanımaz, sansasyonel suç ortağı Darling (Eiza Gonzalez); ve fevri mizaçlı, elinden silahı eksik etmeyen Bats’tir (Jamie Foxx).

Bats’in Baby’yle ilgili –tavrından yeteneğine– duyduğu şüpheler o zamana kadar sorunsuz yürüyen operasyonda tehlikeli bir gerginlik yaratmaya başlar.




Baby’nin dış görünümü –güneş gözlükleri, mesafeli duruşu ve hiç çıkarmadığı kulaklıkları– onun boyundan aşkın işlere kalkışmış bir çocuk olduğu izlenimini yaratabilir; ama kaçmadaki becerileri kimsenin boy ölçüşemeyeceği türdendir.
Ancak, yeteneklerine gizliden gizliye gösterilen talep ve kendisinin bu yeteneklerini kullanış biçimi, genç adamın doğru ile yanlış anlayışı üzerinde ağırlık yapmaya başlar; özellikle de, Debora (Lily James) adındaki sevecen bakışlı, tatlı garson kıza aşık olup, bu tehlikeli ve lanet işin kendisinin aşk ve mutluluk şansını tehdit ettiğini düşünmeye başladığında.

Geri dönüşler, ileri atlamalar ve yürek hoplatan sıçrayışlarla dolu; Steve McQueen’in bir Mustang’in direksiyonunda arabalı kovalamaca sahnelerini sonsuza dek değiştirişinden beri sinemaseverleri büyülemiş olan suç ve kovalamaca türü filmlerden esinlenilmiş film,  sadece Wright’ın hayal edebileceği tipte, oyunun kurallarını değiştiren, şerit değiştiren, yoğun  tempolu muhteşem bir film.

Edgar Wright’ın yazıp yönettiği Baby Driver / Tam Gaz'ın yapımcılığını Big Talk Pictures’dan Nira Park, Working Title yöneticileri Eric Fellner ve Tim Bevan; yönetici yapımcılığını ise Edgar Wright, Adam Merims, James Biddle, Rachael Prior, Liza Chasin ve Michelle Wright üstlendi.

Filmin başrollerinde  Ansel Elgort (The Fault in Our Stars), Kevin Spacey (House of Cards), Lily James (Cinderella), Jon Bernthal (The Walking Dead), Eiza Gonzalez (From Dusk til Dawn), Jon Hamm (Mad Men) ve Jamie Foxx (Sleepless) yer alıyor.

Wright, filmin yaratıcı ekibi için hem uzun zamandır birlikte çalıştığı, hem de yeni isimlerden oluşan, yüksek oktanlı bir ekip kurdu: Wright’la düzenli olarak birlikte çalışan Emmy® ödüllü görüntü yönetmeni Bill Pope (Scott Pilgrim vs. the World, The World’s End), yapım tasarımcısı Marcus Rowland (Shaun of the Dead, Scott Pilgrim vs. the World, Hot Fuzz, The World’s End) ve kurgu ustaları Paul Machliss (Shaun of the Dead, Scott Pilgrim vs. the World, Hot Fuzz, The World’s End) ve Jonathan Amos (Attack the Block, Scott Pilgrim vs. the World); Wright’la ilk kez birlikte çalışan kostüm tasarımcısı Courtney Hoffman (The Hateful Eight, Captain Fantastic), görsel efektler amiri Stuart Lashley (The Danish Girl, Mirror Mirror) ve ikinci birim yönetmeni ve dublör koordinatörü Darrin Prescott (Captain America: Civil War, John Wick).

MRC’nin sunduğu, 1 saat, 53 dakikalık bu A TriStar Pictures filminin çekimleri Georgia-Atlanta şehrinin içi ve çevresinde gerçekleştirildi.

“BABY DRIVER” KİMDİR?

Havalı ama biraz saf. Genç ama ruhu yaşlı. Bazen sarsak ama gerektiğinde işinin ehli. Kendisine verilen görevde olağanüstü iyi ama yaptığı şeyin sonuçlarının her zaman farkında değil. İşte Ansel Elgort’un canlandırdığı, Edgar Wright’ın sinemaseverlere bir suçlunun bakış açısını canlı bir şekilde sunmak, aynı zamanda o dünyanın gerçek yansımalarını da yaşatmak için yarattığı Baby karakteri böyle biri.

“Filmin yapısı şöyle: Bir gencin kaçış şoförü olma hayali ile açılıyor ve çabucak bir suçlu olma kabusuna dönüşüyor” diyen Wright, şöyle devam ediyor: “Başlangıçtaki kovalamaca bir dakiklik eylemindeki şaşmazlığı yansıtıyor. Her şey yolunda gidiyor. Sonra çok hızlı bir şekilde, takip eden durumlarla işler ters dönmeye başlıyor ve çok ciddi sonuçlar ortaya çıkıyor. Film boyunca fırtına bulutları toplanmış. Bir noktada, Baby’nin şansı tükenecek.”

Filmin başında karşılaştığımız Baby –güneş gözlüklerinin ardına saklanmış, iPod çalma listesine kitlenmiş, direksiyon koltuğunun haylaz çocuğu– gelmiş geçmiş en müthiş mafya çırağını andırır.
“Bu çocuk çok yetenekli ama aynı zamanda mafyalığın sınırlarında geziniyor” diyen Wright, şöyle devam ediyor: “Kelimenin tam anlamıyla onlardan olabildiğince uzakta oturuyor; çünkü gerçekte o grubun bir parçası olmak istemiyor. Yanlış da olsa, kaçış şoförü olduğu halde bir suçlu olmayabileceğini düşünüyor: İşine, ‘Ben sadece kuryeyim. Kötü şeylerle benim bir alakam yok’ şeklinde yaklaşıyor. Aksiyon sahneleri bir bakıma Baby’nin gündüz işi gibi; bence bir işte çalışan pek çok insan da bazen kendilerini farklı bir kimlikle korurlar. Eve vardıklarında ise bambaşka bir kişidirler.”

Wright rolü gözünün önünde canlandırırken, Clint Eastwood ve Steve McQueen’le özdeşleşmiş, görünürde sessiz ama bunun sadece bir maske olabileceği gerilimini yaratan bir tip hayal ettiğini belirtiyor: “Onunla tanıştığınızda, işinde çok sıkı biri ama hemen sonra gerçek çocuğu tanımaya başlıyorsunuz. Burada çok ilginç bir ikilik var; yapmaması gereken bir işte müthiş iyi bir çocuk o.”

Baby Driver'ın lokomotifi olan müzik, Wright’a göre, bu iki yönlü kişiliğin bir göstergesi. İşini yaparken en sevdiği şarkıları sonuna kadar açması çok havalı gelebilir ama aslında bunun ardında gizlenmiş bir trajedi bulunuyor.
“Tinitus denen bir kulak sorunu yaşıyor; çocukken bir araba kazası sonucu oluşan bu rahatsızlık, kulağında çınlama yapıyor” diyen Wright, şöyle devam ediyor. “Bu rahatsızlığı onun fazla konuşmak istememesine yol açıyor çünkü işitme sorunu olan insanlar konuşurken kendileriyle ilgili daha fazla kompleks yaşayabilirler. Bu rahatsızlığının bir diğer sonucu ise çınlamayı bastırmak için müzik dinlemek. Müzik bir güvenlik kalkanı oluyor ve daha sonra gerçek bir takıntıya dönüşüyor. Kelimenin tam anlamıyla bütün hayatını müzikle senkronize ediyor; çünkü doğru müzik olmadan gerçekten bir şey yapamıyor.”

Baby, sağır olan yaşlı 'koruyucu baba'sı (CJ Jones) tarafından suç yaşantısını terk etmeye teşvik edilir.
Dost canlısı, güzel garson Debora’yla (Lily James) tanışması, hayatının nasıl yanlış bir yön içinde olduğunu, nasıl çok daha iyi bir hayatı olabileceğini anlamasını kolaylaştırır. Fakat Baby’nin büyük bir adım atıp, mesleğiyle bağlarını koparması gerekmektedir. Bunun bedeli ne olacaktır?

“Bir karakterin çok iyi yaptığı bir şey ile nihayetinde olmak istediği şey arasında seçim yapmak zorunda kalması fikri hoşuma gidiyor” diyor Wright.

KEMERİNİ BAĞLA, MÜZİĞİ SEÇ, ÇAL DÜĞMESİNE BAS

Edgar Wright 21 yaşında Jon Spencer Blues Explosion’dan “Bellbottoms”ı dinleyerek, “Bu harika bir arabalı kovalamaca müziği olurdu” derken aslında kendi de biraz Baby gibiydi.
Wright, yıllar sonra, kovalamacayı ve onun etrafında dönüp bitenleri aktardığı filmi, “bir sevgi ürünü, bir hayal projesi” olarak niteledikten sonra şunu söylüyor: “İki büyük tutkum tek bir filmde bir araya geldi. Her zaman, gücünü müzikten alan bir aksiyon film yapmak istemişimdir.”
Yapımcılar Nira Park, Eric Fellner ve Tim Bevan’ın ekipte oluşuyla, herkes Wright’ın aksiyon geriliminin ardında yatan zekice yaratılmış temalarını alıp, eşsiz koreografili bir sinema deneyimine dönüştürme konusunda heyecan duydu.

Wright, dikey ve yenilikçi filmi hakkında, “İçinde müzik ve koreografi olabilir ama bu sıradan bir müzikal değil” diyerek gülüyor ve ekliyor: “Hem yoğun hem de gerilimli bir ton tutturmamız, daha da önemlisi filmin eğlenceli ve heyecanlı olmasını sağlamamız gerekiyordu.”

Wright’ın uzun zamandır birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Bill Pope’a göre, “Bu post-modern bir müzikal. Dolayısıyla, sokaklarda şarkı söyleyip dans etmek yok; ama filmin dünyası müziğe göre hareket ediyor.”

Yaratıcı filmleriyle tanınan Wright, beyaz perdede türünün tek örneği olan, vizyonlara öncülük eden meydan okumaları seviyor.
Pope bu konuda şunları söylüyor: “Edgar’ın filmleri her zaman zorludur. Onun filmleri karmaşıktır, özellikle de bu filmi: Silahlı çatışmaların, patlamaların, zamanında gelen polislerin ve çarpışan arabaların olduğu bir banka sahnesi tek başına yetmezmiş gibi, yağmur da var, şimşek de var. Üstüne üstlük, tüm bunların lokomotifi olan şey müzik ve silecekler de müziğin temposuna eşlik ediyor. İnsanlar o tempoya göre ölüyor. Silahlar belli bir ritimde ateşleniyor. Tüm bunların koreografisini yapmak göz korkutucuydu.”

Koreograf Ryan Heffington, en büyük parçalardan birini içeren ilk çekim gününü şöyle hatırlıyor: “Bir sokak sahnesiydi; Baby şehir fonunda üç blok boyunca ilerleyecekti. Bizim yayalar için koreografi yapmamız gerekiyordu; kafe çalışanları, çocuklar, yürüyen köpekler için. Bu aslında gerçeklikte bir oyun gibiydi, gerçekçi görünen bir sahnede her şey doğru zamanda ve doğru ritimde olmalıydı.”




Yapımcı Nira Park ise şunları söylüyor: “Filmin müziğe dayanmasının tek nedeni Edgar’ın müzik sevmesi değil. Burada müzik, seyircileri ana karakterin zihnine davet etmenin ve dünyayı onun gözlerinden ve kulaklarından deneyimlemelerinin bir yolu. Baby, travmatik geçmişiyle başa çıkmak için, çalıntı iPod’lardan müzik dinleyerek, kendini çevresindeki dünyadan geri çekiyor.”

Park şöyle devam ediyor: “Bu, daha önce hiç yapılmamış bir şekilde hayata geçirilmiş bir aksiyon gerilim: Arabalı kovalamacalar, yoğun aksiyon sekansları, silahlı çatışmalar var ve bunların hepsi Edgar’ın senaryoyu nihai haline getirirken bir araya getirdiği şarkılarla uyum içinde.”

Wright, ana çekimlere başlanmasından dört yıl önce, kurgu ustası Paul Machliss’le oturup senaryoya ilham verebilecek 30 şarkılık bir çalma listesi oluşturdu.
“Bu benim daha önceki filmlerimin büyük ölçüde parçası olan bir şey; tüm süre boyunca müzik dinleyen bir karakterle bunu nasıl bir adım ileri götürebileceğimi düşündüm.”

Baby rolünü üstlenen Ansel Elgort projenin daha en başından ne kadar özel olduğunu düşündüğünü hatırlıyor: “Senaryo ilk olarak bir iPad’de verildi; üzerine tıklayabileceğiniz küçük Baby Driver emojileri vardı ve senaryoyu okurken müzik çalıyordu. Senaryoyu müzik sürüklüyordu; filmin işleyişi de büyük ölçüde böyle. Senaryoyu okurken sahnelerin ritmini bile hissedebiliyordunuz.”

Soyguncu Buddy rolünü üstlenen Jon Hamm, “Filmin çok ilginç olan müzik öğesi Edgar’ın müthiş gelişmiş yeteneklerini gerçekten ortaya koymasına olanak tanıyor” diyor.

Filmin ikinci birim yönetmeni ve dublör koordinatörü Darrin Prescott ise şunları söylüyor: “Edgar tam bir vizyoner ve stili de benzersiz. Bu proje onun yaratıcılığının hakiki bir göstergesi. Başlangıçtan beri söylediğim şey, anaakım bir şarkıyı alıp ona bir dövüş sahnesi ya da arabalı kovalamaca gibi bir koreografi yapmanın harika bir sinema çalışması olacağıydı. Burada yaptığımız şey kolay değil. Pek çok ince ayrıntı söz konusu. Bence bu filmi on kez izleyebilir ve her seferinde yeni bir şey ya da Edgar Wright filmlerine has bir giriftlik bulabilirsiniz.”

Wright, soygunu bile öylesine önemsedi ki 90’ların başında banka soygunculuğundan yedi yıl hapis yatmış Joe Loya’dan teknik danışmanlık aldı.
Wright’ın Loya’yla buluşmasına ilham veren şey, eski mahkumun The Man Who Outgrew His Prison Cell: Confessions of a Bank Robber, (Hapishane Hücresine Sığmamış Adam: Bir Banka Soyguncusunun Anıları) adlı kitabıydı.
“Loya her soygunun özgünlüğünü pekiştirdi” diyor Park ve ekliyor: “Eklenmiş tüm öğelerle, Edgar soygunların çok gerçek ve inandırıcı olduklarını hissettirmek istedi.”

MÜKEMMEL SOYGUNCU ÇETESİNİ BİR ARAYA GETİRMEK

Edgar Wright, yapımına başlanmasından önce Baby Driver'ın oyuncu seçimi için yıllarca düşündü.
İlk başta Baby’yi kısa boylu – “çünkü ben de kısa boyluyum” diyor gülerek– hayal etse de, Ansel Elgort’la buluştuktan sonra başrolü başka kimsenin oynayamayacağını fark etmesini sağladığını belirtiyor.

Aktör için, “Onun beni gerçekten etkileyen yönü, müthiş müzik yeteneği. Üstelik, pek çok enstrüman çalabiliyor” diyen Wright, şöyle devam ediyor: “Ansel’le en sevdiğim sahnelerden biri, kulaklıkları takılıyken Dave Brubeck’i dinlemesi ve o sırada masada piyano çalmaya başlaması. Yirmi bir yaşında bir aktörü 50’lerden bir caz parçasını çalarken izlemenin aldatıcı ve hipnotize edici bir yanı var. Ansel bu anlamda büyüleyiciydi.”

Elgort’a göre, kendisi ile Edgar’ın Los Angeles’taki ilk buluşmalarında hemen bağ kurmasını sağlayan şey ortak müzik sevgileriydi: “Edgar’la Los Angeles’ta buluşup öğle yemeği yedik. Konuştuğumuz tek konu müzikti. O sırada filmin ne hakkında olduğunu bilmiyordum, ama ikimiz de müziğe aynı derecede sevgi besliyorduk.”

Wright’a göre de, “Ansel gerçekten de müziğe takıntılı, tıpkı filmin ana karakteri gibi. Hayatını tamamen müzik yönetiyor ve o, dinlediği müziğin ritmine göre yaşıyor. Ansel’in geçmişinde de dans var. Ayrıca, harika bir aktör ve iyi bir insan.”

Elgort, Baby rolünü üstlenecek olmanın kendini neden heyecanlandırdığını şöyle açıklıyor: “Rolün bu denli çok yönlü olması hoşuma gitti. O bir kaçış sürücüsü, dolayısıyla araba kullanmayı öğrendim; işaret diliyle iletişim kurduğu sağır bir koruyucu babası var, dolayısıyla, işaret dilini öğrenmem gerekti; hayatı müzikle yürüyor, dolayısıyla dans ve koreografi zorlukları da vardı.”

Suç arkadaşı Buddy rolündeki Jon Hamm şunları açıklıyor: “Baby’nin sürekli olarak Doc’ın işe aldığı suçlulara kendini kanıtlaması gerekiyor. Bir işi kotarmak için bir araya gelen ölümcül ve tehlikeli, farklı farklı insanlarla karşı karşıyasınız ve onlar bu genç çocuğu gördüklerinde şok yaşıyorlar.”

Hamm şöyle devam ediyor: “Buddy daha çok erken bir dönemde, Baby’nin inanılmaz yetenekli olduğunu görüyor. Ve bankaları soyarak geçinen bu çeteler, onların işi yapmasını sağlayan ve oradan olabildiğince hızlı bir şekilde kaçmalarını mümkün kılan kişilere fazlasıyla bağımlıdırlar –Baby’nin bunda çok iyi olduğunu, çok hızlı bir şekilde kanıtlaması gerekiyor.”




“Bence Ansel film boyunca çok çetrefilli bir zorlukla karşı karşıya” diyen Hamm, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Baby büyük ölçüde kendi kafasında yaşayan bir karakter. Güneş gözlüklerini takıyor, kulaklıklarını takıyor ve fazla konuşmuyor; çeşitli durumlarda müzik seçimleriyle bir karakteri hayata geçirmeye çalışmak oldukça ilginç bir meydan okuma. Onu gördüğünüz ilk banka soygununda, Baby arabanın dışında sallanıyor. Bu sırada bizim ellerimizde silahlar var ve insanlar bağırıyor. Karakterde adeta tuhaf bir mizah, ama aynı zamanda bu suçlularla beraber yürümesini sağlayan karanlık bir beceri var.”

Baby’nin ilgi duyduğu Debora’yı canlandıran Lily James için Elgort, Baby’yle empati kurmayı kolaylaştırıyor.
“Baby’ye yakınlık duyuyorsunuz, çünkü onun çok güzel bir kalbi var; onu evde koruyucu babası Joe’yla birlikte görüyorsunuz. Aralarında çok güzel bir ilişki var. O bu işi Joe’ya ve kendisine daha iyi bir hayat sağlamak için yapıyor, dolayısıyla onun başarılı olmasını istiyor, onun bu korkunç dünyada tamamen yozlaşmasını istemiyorsunuz. Bence onun kocaman bir yüreği var ve o yürek Ansel’in performansıyla daha da ışıldıyor. Bu performans hem çok güzel, hem kırılgan ama aynı zamanda havalıydı.”

Edgar Wright filmin diğer rolleri için oyuncu seçimi konusunda niyetinin her zaman Baby Driver'ın zengin bir oyuncu kadrosuna sahip olması olduğunu söylüyor.
Baby her ne kadar iş arkadaşlarından kaçmaya çalışsa da, bunu başaramaz; çünkü “buradaki anafikir bu yalnız kurdu alıp, içinde yer almak istemediği bir insan sürüsünün içine koymaktı” diyor Wright.

Soygun çetesinin başında, ekipleri bir araya getiren Doc isimli elebaşı vardır. Doc bu işi heyecan için yapmayan kişilere ihtiyaç duymaktadır –işleri bu olduğu için bunu yapan, işlerini ciddiye alan kişiler lazımdır ona. Bu ölümcül derecede ciddi suç patronunu, son dönemde hit Netflix dizisi “House of Cards”daki Frank Underwood rolüyle izleyiciyi büyüleyen Oscar® ödüllü Kevin Spacey’den daha iyi kim canlandırabilirdi ki?

Ünlü aktörün “Glengarry Glen Ross”, “Seven” ve “The Usual Suspects” gibi filmlerle sinemaya girdiğinden beri hayranı olan Wright, “Kafamda bir liste vardı; bir de ulaşılamazlar listesindeki Kevin vardı” diyor ve ekliyor: “Neyse ki ulaşılamazlar listemden biriyle çalışma şansı buldum. Baltimore’a uçup, ‘House of Cards’ı çektiği sırada onunla buluştum. Evet dediğinde, inanamadım! Yazdığım tüm diyalogları hayata geçirecek olması beni çok heyecanlandırdı. Kevin’ın kötü oluşunu izlemek çok eğlenceli. Ne kadar kötü kalpli olursa olsun onu seviyorsunuz.”

“Doc ayakları yere basan bir adam, ekip lideri. Sanırım banka soyuyor olmasa, müthiş bir teknik direktör olurdu; çünkü bu uçuk kaçık sosyopat, psikopat insanları ve Baby’yi bir araya getirebiliyor.”

“Kevin Spacey’nin canlandırdığı Doc bir tür kukla ustası ve Kevin da onu pek çok farklı katmanla son derece iyi oynuyor” diyor soygun çetesi üyesi Bats rolündeki Jamie Foxx ve ekliyor: “O, böyle bir karaktere müthiş bir şekilde hayat verebilen, müthiş yetenekli bir aktör.”




Doc, her ne kadar Baby’yi tahakküm altında tutsa da, genç adama sempati duymaktan geri de kalmaz.
“Doc ender de olsa harika olabilen o korkunç baba figürlerine benziyor” diyor Wright ve ekliyor: “Ama çoğu zaman yarattığı etki yozlaştırıcı.”

Elebaşı ve kaçış sürücüsü hazır olduğunda, sırada soygun çetesinin kalanı vardı. Bu çetenin hem tehditkar olması, hem de ritme göre hareket etmesi gerekiyordu. Yapımcı Nira Park, “Zengin bir oyuncu kadrosunu bir araya getirmek çok zor” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Burada, aralarında kaçış sürücüsü Baby’nin de bulunduğu toplam yedi kadın ve erkek soyguncuyu bir araya getirmek zorundaydık. Tehditkardan ayakları yere basana, silah meraklısına, çeşitli tezatlar istedik, ama aynı zamanda müziğin ritmine ayak uydurabilen bir oyuncu kadrosuna ihtiyacımız vardı.”

Tek bir rol belirli bir aktöre göre yazıldı ki, o da Buddy rolüydü ve Wright onu yazarken Jon Hamm’i hayal etmişti.
Emmy® ödüllü “Mad Men” yıldızı, daha 2012’de ilk Baby Driver'ın okumalarında yer almıştı ve yapımın sonunu getiren tek aktör de oydu.

“Edgar’ı tanıyordum ve uzunca bir zamandır kendisinin hayranıydım” diyen Hamm, şöyle devam ediyor: “Edgar benden senaryonun ilk taslaklarından biri için okuma yapmamı istedi; yani çekimlerin başlamasından yaklaşık beş altı yıl önce ekibe katılmıştım. Senaryoyu daha o anda beğendim ve bunun gerçekten havalı bir proje olabileceğini anladım.”

Hamm, The Town’daki FBI Gizli Ajanı Adam Frawley olarak rol aldıktan sonra, Wright’ın ekibinde kanunun diğer tarafına geçmekten mutluluk duyduğunu söylüyor.
“İflah olmaz bir kötü adamı oynamak eğlenceli aslında” diyor Hamm.

“Mad Men”deki 50’li yılların ikonlaşmış reklam yıldızı Don Draper rolüyle tanınan Hamm, farklı roller arayışında olduğunu belirtiyor: “‘Mad Men’ sonrası kariyerim için Don’ın zıttı ya da en azından ondan farklı bir takım rollerin arayışı içindeydim. Don son derece derli toplu, iyi giyimli biri, ama kesinlikle karanlık bir yanı da var. Don rolü kesinlikle aradığım değişikliğe örnek teşkil eden bir fırsattı.”

Hamm için, Buddy bir takım şeyleri değiştirecek bir vakaydı aynı zamanda. “Buddy’nin arka hikayesi çok başarılı bir borsa simsarıyken, bir dizi yanlış kararlar vererek yasanın diğer tarafına düştüğü. O artık zekasını ve cazibesini yasal para kazanma madalyonunun diğer tarafındaki başarıya yönlendiriyor.”

Hamm şöyle devam ediyor: “Buddy, kız arkadaşı olacak Darling’le tanışıyor ve bu ikili heyecan verici ölçüde romantik, bir yandan da kaçınılmaz şekilde sonu belli bir ilişki ve tehlike de dahil olmak üzere suçun getirdiği tüm heyecanı yaşıyorlar.”




Kahverengi saçlı bir afet olan Darling’i canlandıran Eiza Gonzalez’i Wright’’a tavsiye eden kişi yönetmen arkadaşı Robert Rodriguez’di.
Wright bu konuda şunları aktarıyor: “Robert bana, ‘Bu kız çok parlayacak, onunla tanışmalısın’ dedi. Haklıymış. Eiza gerçekten baş döndürücü; çok tatlı ve çok komik, ama tersi döndüğünde de çok korkutucu. Filmde Jon ve Eiza’yla da aynı şeyi yaşıyorsunuz. Cici duruyorlar ama tehditle karşılaştıklarında parlayışlarını izlemek gerçekten korkutucu.”

Gonzalez ise şunları söylüyor: “Darling’in böylesine çılgın ve gerçeklikle biraz bağlantısız, benzersiz bir tip olması hoşuma gitti; bence her suçlu banka soygunu ya da cinayet gibi tehlikeli suçları başarabilecek beceriye sahip olmalı. Kesinlikle insanlardan biraz kopuk olmanız lazım. Yine de onun çok kadınsı olması çok hoşuma gitti.”

Gonzalez, role hazırlanmak için yaptıklarını şöyle aktarıyor: “Bu dünyayı anlayan bir kadının temsil edilmesini istedim gerçekten; dolayısıyla, yaptığı soygunlar sırasında sürekli cep telefonuyla görüşen Candice Martinez’i araştırdım. Benim için bir insanın bu yaşam tarzını seçmesinin ardında yatan nedenleri anlamak önemliydi. Bu yüzden, onun hakkında çok şey okudum, hikayesini, mazisini ve nereden geldiğini dinledim.”

Doc’ın sürekli değişen ekibindeki bambaşka bir mizacı temsil eden bir diğer isim de Bats’ti. Wright her an tetikte olan bu çetin ceviz karakter için şunları söylüyor: “Muhtemelen yazdığım en eğlenceli karakterdi. Kötü adamlar skalasında büyük olasılıkla en kötülerden biri.”
Filmin bu en karanlık adamını Oscar® ödüllü Jamie Foxx canlandırdı.
Wright, Foxx’un kadroya katılması konusunda şunları söylüyor: “Çok heyecanlandım. Jamie bu karakteri olağanüstü sevimli kıldı. Fakat bu sevimlilik sizi kandırmanın bir yolu. O bıçaklayabilmek için sizi kendine çeken tiplerden. Jamie çok çekici; Bats ise gülümseyen, kahkaha atan bir sosyopat, güvenilmez biri. Baby, Bats’in gelişinin başa bela olacağını fark ediyor ve ondan uzak durmak için elinden geleni yapıyor. Jamie’nin zarar ziyandan hoşlanan bir kaos çıkarıcıyı oynaması fikri çok hoşuma gitti.”

Birçok yeteneğe sahip Foxx ise, “Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim. Edgar’ın gerçekten taze soluklu ve eşsiz bir şey yapmak için risk almaya istekli oluşundan etkilendim. Bats karakterine gelince; o gerçekten basit biri. Sadece para kazanmak istiyor, kimseyi tanımak ya da arkadaş edinmek peşinde değil. Bitirilmemiş işler ya da zayıf halkalar söz konusu olduğunda, bunları kendi yöntemiyle hallediyor” diyor.

Fakat Bats resme dahil olmadan önce, soygun çetesinin kas gücünü Griff (Jon Bernthal) sağlamaktadır. Marvel’ın Netflix’te yayınlanan suç savaşçısı The Punisher’ı olarak kanunun diğer tarafını temsil eden Bernthal, benzersiz bir meydan okuma olan Griff karakterini seve seve canlandırdı.

“Griff tam bir baş belası” diyen Bernthal, şöyle devam ediyor. “Baş edilmesi güç bir adam; sanırım onunla baş etmek zorunda kalmamanın en iyi yolu onun tarafında yer almak. Size karşı olmasındansa yanınızda olmasını tercih edersiniz. Bu adamlar yalnızca şöhretinizle tanındığınız yeraltı suç dünyasının birer parçası. Bu adamlar kesinlikle basit suçlular değiller.”




Soygun çetesinin diğer üyelerini Lanny Joon ve The Red Hot Chili Peppers’ın basçısı Flea canlandırdı.
Wright’ı önceden tanıyan ve yönetmenin ekibinde yer almaktan heyecan duyan Flea, “Senaryoyu okudum ve ayaklarım yerden kesildi. Edgar bu yapım için çılgın, benzersiz ve çok havalı bir vizyona sahipti. Müzik ile aksiyon ve keskin duyguların bir araya gelmesi ender olur” diyor.

Filmin müzikal öğelerine de değinen Flea şunları söylüyor: “Müzik benim hayatımdaki en önemli şey. Edgar da müziği bu filmin çok önemli bir parçası yapmış. Çok ilginç ve heyecan verici bir konsept. Edgar’ın bunu hayata geçirişini izlemek eğlenceli bir süreçti.”

Böylesine müthiş bir suç ekibi oluşturduktan sonra, oyuncu kadrosunun tatlı üyelerini bulmanın da bazı zorlukları vardı. Baby’ye bu hayatın daha anlamlı olabilmesi umudunu veren, yumuşak bakışlı, sıcakkanlı garson kız Debora’yı kim canlandırmalıydı? Wright aradığını Disney’nin Cinderella’sında yer alan İngiliz aktris Lily James’de buldu.

“Ondan çok etkilendim” diyen Wright, şunları kaydediyor: “Seçmelerde de aslında filmde yaptığı şeyi yaptı. Karaktere anında bürünüverdi ve Baby’nin büyük ölçüde içedönük dünyasına yeni bir ışık getirdi. Onun seçmelerdeki kaydını görüntü yönetmenim Bill Pope’a gönderdim. Onun görüşlerine gerçekten güvenirim, özellikle de oyuncular söz konusu olduğunda. Kaydı gönderme nedenimi ya da kendi düşüncemi söylemedim. Belki yarım saat bile geçmemişti ki üç kelimelik bir e-posta gönderdi: ‘Onu işe al.’”

James canlandırdığı karakter için şunları söylüyor: “Debora sonu olmayan bir işte çalışıyor. Hayatında bulunduğu noktayla bir bağı olmadığı kolayca anlaşılıyor. Bir ailesi yok ve bir bakıma, kaçmak isteyen bir gezgin gibi. Hayalperest bir kız ve müziği seviyor; işte Baby ile bağ kurmalarını sağlayan da bu.”

Bu kadar müzik, ritim ve perküsyon cümbüşünün olduğu filmde, kalpten gelen tek bir ritim var ki o da Joe rolünü üstlenen CJ Jones’a ait. Baby’nin koruyucu babası ve vicdanının ateşli sesi olan Joe, genç Baby’nin mutluluklarını paylaşıyor ama ona suçun bir fayda getirmeyeceğini de hatırlatıyor. Yapımcılar dünya çapında ünlü bir sağır şovmen olan Jones’un bu kritik rol için mükemmel olduğunu düşündüler.

Yapımcı Park bu konuda şunları söylüyor: “CJ’in müthiş pozitif bir enerjisi var. Ansel’le aralarında da harika bir kimya oluştu. CJ’in filmde canlandırdığı karakter işitme engelli olduğu için Anserl’in işaret dilini öğrenmesi gerekti. Bu ayrıntı Baby ile Joe ilişkisine çok özel bir öğe katıyor; çünkü travmatik bir kazanın ardından Baby tinitus hastalığına yakalanıyor ve sürekli bir arka plan gürültüsüne maruz kalıyor. Dolayısıyla, hayatında böylesine derin, sakin ve rahatlatıcı bir varlık sunan biriyle samimi bir ilişkisi olması güzel bir şey.”

Wright, Jones’la çalışmanın duygusal, yürek ısıtan ama aynı zamanda “çok komik” bir deneyim olduğunu belirttikten sonra, “CJ sağır bir stand-up komedyeni ve çok ama çok komik bir insan” diyor. Wright, Jones’u yönetmesinin beklenmedik bir sonucu olarak kendi iletişim becerilerindeki gelişmeyi şöyle açıklıyor: “Eğer dudaklarınızı okuyan biriyle çalışıyorsanız, söylediklerinizin yüzde ellisinin anlamsız olduğunu çabucak fark ediyorsunuz. Çok daha özlü olmam ve doğrudan konuya girmem gerekiyordu. Onunla çalışmaya bayıldım.”

Wright rock yıldızlarından bazılarını da konuk oyuncu olarak projeye dahil etti. Bunlar arasında ilk akla gelen isimler şöyle: Jon Spencer –kendisinin “Bellbottoms” adlı şarkısı filmde önemli yer tutuyor–  Big Boi, Killer Mike, Sky Ferreira (Baby’nin annesi olarak geriye dönüşlerde kısaca görünüyor) ve Paul Williams. “Filmde müzisyenlerin yer almasının eğlenceli olacağını düşündüm çünkü çok müzik odaklı bir film bu” diyor Wright.

“Edgar benim ve Outkast’in bir hayranı. Bana doğrudan ulaştı. Ben de de kendisinin büyük bir hayranı olduğum için projeye katılmaktan elbette heyecan duydum” diyor Big Boi.
Killer Mike da, Big Boi’un bir Wright projesine katılma konusundaki heyecanını paylaştığını dile getiriyor: “Müziğe dayalı filmleri seviyorum. Bu her zaman daha havalıdır ve aksiyona eşlik eder. Ayrıca müzisyen olduğum için de filme bayıldım. Böyle bir şeyin parçası olmak gerçek bir ödül.”




ATLANTA’NIN RİTMİ

Yapım tasarımcısı Marcus Rowland (Shaun of the Dead, Scott Pilgrim vs. the World, Hot Fuzz, The World’s End), Edgar Wright’la beşinci kez birlikte çalışma fırsatının geri çeviremeyeceği bir şey olduğunu söylüyor.
İşe önce çizim tahtasıyla başlandı. Rowland, “Edgar son birkaç yılda hepimizin referans olarak kullandığı animatikler ve hikaye tahtalarında ustalaştı. Kilit mekan aramalarına bu noktadan sonra başlıyoruz” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Bu, içinde üç büyük soygun olan bir soygun filmi. Mekanlarının hepsinde farklı bir his olmasını istedik. Dolayısıyla, stil açısından bunları birbirinin üzerine oturtmaya çalıştık. Bambaşka tarzlarda bankalar ve bir tanesinin de postane olması gerekiyordu.”

Film için mekan seçiminde belirleyici bir unsur da performanstı. “Müzik ve performans bazen mekana öncülük eder. Bu yüzden de mekana karar verirken, Edgar performansların o alanda nasıl olacağını gözünde canlandırmaya çok zaman harcar. Bu da bazen yerin görünümünü hazırlamaktan daha uzun sürebiliyor.”

Filmin önemli bir karesinde Elgort, Atlanta’nın merkezinde yer alan 1913 yılında inşa edilmiş tarihi Healey binasından ağır ağır çıkar. Bu bina Doc’ın çatı katındaki dairesinin ön cephesini oluşturdu. Burası güzel bir binaydı ama projede kullanılacak yapılara karar verme konusunda Rowland şu açıklamayı yapıyor: “Binalar önemlidir ama asıl önemli olan çevrelerinde ne olduğudur. Filmin büyük çoğunluğu arabalarda geçiyor, yani gerçekten önemli olan şey yollar, binalardan elde ettiğiniz bakış açısı ve arabayla geçtiğiniz kavşaklar; çünkü bunlar performansta ve arabanın o noktadan sonra nereye ilerlediğinde önem taşıyor.”

“Yolları kapatıp, kovalamaca sekansının bir kısmını çekiyor ve kaçış rotasının tek bir yön olmasını planlıyorduk; bu yüzden, yol tabelalarını ve çöp tenekelerini değiştirmek için oradan oraya koşturuyorduk… Her zaman çok ihtişamlı bir iş olduğu söylenemez, ama Edgar gibi bir dehayla çalışma fırsatını her gün bulamazsınız. Eğlenceli bir süreçti ama Edgar bizi her an diken üstünde tutuyordu” diyor Rowland gülerek.

Tasarımcı açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Bir araya getirdiğimiz en zahmetli setlerden biri Lily’nin canlandırdığı Debora’nın çalıştığı lokantaydı. Atlanta havaalanı yakınlarında bulunan, terk edilmiş, Denny’s adında bir mekanı alıp onu klasik, nostaljik bir Amerikan lokantasına dönüştürdük.”

50’lerin tarzına özel bir zaafı olan Wright, mümkün olduğu zamanlar o onyıla özgü muhteşem göndermelere yer verdi.
“Debora’nın canlandırdığı karakter 1950’lerde olduğunu hayal ediyor ve onu 50’lerin klasik garson üniforması içinde görüyorsunuz. İşte bunun hem gerçekten stilize, nostalji yaratan, ideal ve eski ekol klasik bir üniforma olmasını hem de çok özgün olmasını istedik” diyen Rowland, şöyle devam ediyor: “Atlanta’yı Atlanta’da çektik. Dolayısıyla, bu şehirde yaşayanlar ve şehre aşina olanlar Atlanta’nın dokusunu gerçekten hissedebilecekler. Hakikaten tüm şehirde çekim yaptık, caddelerine, semtlerine ve hatta restoranlarına yer verdik. Filmde görülecek restoranlar arasında Goodfella’s Pizza, Bacchanalia, JCT Kitchen ve şehrin en sevilen kahvecisi Octane bulunuyor.”

Yapımcılar ikonlaşmış bir plakçı olan Criminal Records’ı da müzikle yatıp kalkan Baby’nin sık sık gittiği bir yer olarak kullandılar. Baby’yi canlandıran Ansel Elgort bu konuda şunları söylüyor: “Atlanta bu hikaye için gerçekten harika bir yer, çünkü çok eklektik bir şehir. Bazı semtlerde yeşilliklerle çevrili muhteşem evler var, bazı yerlerde ise yıkık dökük depolar. Burası aynı anda hem kentsel hem kırsal bir havaya sahip. Ayrıca çok kozmopolit bir yer, dolayısıyla bir araya gelen soygun çetesinin gerçekçiliğini arttırıyor. Burada Bats gibileri de var, Buddy gibileri de, Baby gibi çocuklar da.”

Mekan sorumlusu Douglas Dresser, “Senaryoyu okur okumaz bunun inanılmaz ve gerçekten heyecan verici bir proje olacağını düşündüm. Fakat, Edgar’la buluşup senaryonun üzerinden beraberce geçtikten sonra… aman tanrım, bunun altından nasıl kalkacağız, diye düşündüm? Aynı anda hem heyecan hem de dehşet vericiydi” diyor.

Dresser hemen telefona sarıldı ve Georgia Ulaştırma Bakanlığı’yla uzun sürecek işbirliğini başlattı. “Yapım süresince 40’tan fazla caddeyi kapattık. Kapattığımız en büyük yer çok kullanılan 85 no’lu otoyolun kuzey uzantısıydı. Çok fazla talebimiz olmasına rağmen, Atlanta şehir makamları tüm süreç boyunca çok büyük işbirliği ve destek sağladılar” diyor Dresser.

Jamie Foxx gibi sanatçılar, kapatılmış caddelerden bazılarının bile müzik dünyasıyla bağlantılı olmasını komik buldular. İkinci soygundan sonraki kovalamaca sekansı için, yapım ekibi, artık Gladys Knight Otoyolu olarak bilinen 9 no’lu eyalet yolunu kapattılar. Daha önce West Peachtree Street NW olarak bilinen yol artık Atlanta doğumlu “Empress of Soul”a atfedildi. “Atlanta’dayız, yolları kapatıyoruz, bir şeyleri parçalıyoruz. Sonra bir de bakıyoruz ki Gladys Knight yolunda çekim yapıyoruz” diyor Foxx gülerek.

Dresser ise şunları söylüyor: “Bu projeyi planlarken göz önünde bulundurmamız gereken önemli konulardan biri kapatılacak yollar ve bunun zaten yoğun olan şehir trafiğinde yaratabileceği olası zorluklardı. Şehir merkezinde çekim yapacağımızı bildiğimiz için, buradaki işyerlerinin ve insan nüfusunun yoğunluğundan dolayı, mesai günlerinde çalışmamızın imkansız olacağını hesapladık. Dolayısıyla, yolları büyük çoğunlukla hafta sonları kapadık ve çekimleri Çarşamba-Pazar arasında gerçekleştirdik.”

Rowland da şunu ekliyor: “Atlanta zaten gerçekten ilham verici bir şehir. Edgar işyerlerinin ve otoyolların yanlarında tahsis edilen duvarlardaki grafiti sanatçılarının eserlerinin de aralarında bulunduğu kentsel dokuya yer vermek istedi.”

Wright bu amaç doğrultusunda, setleri canlı Atlanta şehrine dönüştürmeleri için yerel grafiti sanatçılarına başvurdu. Filmin sanat yönetmeni Nigel Churcher, “Ansel’in kahveciye giderken önünden geçeceği duvara bir trompetçi çizmeleri için yerel sanatçılardan yararlandık. Özetle, Atlanta’ya ve şehrin bu filmdeki köklerine dair genel bir tat ve his yaşayacaksınız gerçekten” diyor.

Tüm bu öğelerle, vizyoner sinemacı Wright’ın yönetimindeki Baby Driver / Tam Gaz'ın bu heyecanlı serüveni, izleyen herkeste kalıcı bir etki bırakacağına hiç şüphe yok.




TAM GAZ / BABY DRIVER SOUNDTRACK ŞARKI LİSTESİ:

Bellbottoms - Jon Spencer Blues Explosion
Harlem Shuffle - Bob & Earl
Egyptian Reggae - Jonathan Richman & The Modern Lovers
Smokey Joe’s La La - Googie Rene
Let’s Go Away For Awhile - The Beach Boys
B-A-B-Y - Carla Thomas
Kashmere - Kashmere Stage Band
Unsquare Dance -  Dave Brubeck
Neat Neat Neat - The Damned
Easy (Single Version) - The Commodores
Debora - T. Rex
Debra - Beck
Bongolia - Incredible Bongo Band
Baby Let Me Take You (in My Arms) - The Detroit Emeralds
Early In The Morning - Alexis Korner
The Edge - David McCallum
Nowhere To Run - Martha Reeves & The Vandellas
Tequila - The Button Down Brass
When Something Is Wrong With My Baby - Sam & Dave
Every Little Bit Hurts - Brenda Holloway
Intermission - Blur
Hocus Pocus (Original Single Version) - Focus
Radar Love (1973 Single Edit) - Golden Earring
Never, Never Gone Give Ya Up - Barry White
Know How - Young MC
Brighton Rock - Queen
Easy - Sky Ferreira
Baby Driver - Simon & Garfunkel
Was He Slow (Credit Roll Version) - Kid Koala


Filmin mmknmrtb notu:  7  /10



Hiç yorum yok: