21.04.2018

A Quiet Place / Sessiz Bir Yer


Modern korku, gerilim Sessiz Bir Yer filminde dört kişilik bir ailenin, sesle avlanan gizemli yaratıkların tehdidinden sonra hayatlarını sessizlik içinde sürdürmek zorunda kalmalarını konu alıyor.
Seni duyarlarsa peşine düşerler.

Paramount Pictures, Michael Bay işbirliğiyle sunar. Bir Platinum Dunes Yapımı, Sessiz Bir Yer.
Yönetmen John Krasinski. Oyuncular, Emily Blunt, Krasinski, Millicent Simmonds ve Noah Jupe.

Senaryo yazarları; Bryan Woods & Scott Beck ve John Krasinski.
Hikaye yazarları; Bryan Woods & Scott Beck.
Yapımcılar; Michael Bay, Andrew Form ve Brad Fuller.
İdari yapımcılar; Celia Costas, Krasinski, Allyson Seeger, Bryan Woods, Scott Beck ve Aaron Janus.



SESSİZLİK, YAŞAMAK DEMEK

John Krasinski, senaryo yazarı ikili Bryan Woods & Scott Beck’in (Nightlight),  Sessiz Bir Yer için yazdığı ilk taslağı okuduğunda dehşet veren önerme çok etkilemiş. Krasinski’nin karısı Emily Blunt, ikinci kızlarını daha yeni doğurmuş ve Krasinski de zaten gecelerini yeni ebeveyn olmanın verdiği sükunet ve istekle fısıldayarak geçiriyormuş. O ortamda, ailenin güvenlik arayışı için aldığı sinir bozucu riskleri ve tek bir çığlığı ya da sert bir adımın bir anda ölümü getirebildiği bir dünyada bağ kurmanın hayati önemi fikrini çok iyi hissetmiş. Hikaye, ebeveynliğin en güçlü korkularını kapsıyor gibiymiş.

O dönemde Krasinski, drama oyuncusu (Detroit ve 13 Hours: The Secret Soldiers of Benghazi’deki yakın dönemdeki rolleriyle), yazar (senaryoları arasında Gus Van Sant’ın Promised Land filmi yer alır) ve yükselen bir yıldız (ilk rolünü Brief Interviews With Hideous Men ve ardından The Hollars’da canlandırmış) olarak tanınmaktaydı.
Ama Sessiz Bir Yer, Krasinski'nin üç rolü birden üstlenmek zorunda kalarak birçok görevi birden üstlendiği ilk büyük filmi olmuş. Woods ve Beck’in ileri görüşlü hikayesini yeniden yazmaya çalışırken, aynı zamanda korku türünün gücüyle de benzersiz biçimde oynama fırsatını görmüş. Tabii ki nefes kesen korkuyu, gerilimlerdeki geleneğe uygun bir şekilde an be an inşa etmiş.
Dahası ses ve sessizlik, korku ve sevgi arasında izleyiciler için güçlü, duygusal ve katılımcı bir deneyim olacak bir mücadele de yaratmak istemiş.

Krasinski, kendisini ilk çeken şeyin ne olduğunu şöyle anlatıyor; “Zaten yeni baba olmanın getirdiği tüm korkularla uğraşıyordum. Kızlarımı nasıl güvende tutacağım, nasıl iyi bir baba olacağım gibi. Bu bana geldiğinde kişisel boyutta büyük bir bağ kurdum. Hikayenin içinde ebeveyn olmanın çok ilginç, dehşet veren bir benzetmesinin yer aldığını düşündüm. O zaman duygusal olarak açıktım, bu yüzden iki ebeveynin imkansızı yaparak, sessiz yaşayarak çocuklarını korumaya çalışmalarının nasıl olacağını hayal etmeye başlamam için çok etkili bir zamandı. Hayal gücümü havaya uçurdu. Bu fikirde incelemek istediğim çok şey vardı.”




Kıyamet döneminde baba olmayı zihninde daha fazla canlandırmaya çalıştıkça fikir daha korkunç ve güçlü görünmüş. Hikaye büyük, zararsız şaşırtmacalarla doluymuş ama bir ailenin işler ne kadar kötüye dönerse dönsün iletişim kurmak için mücadele vermesi de çok dokunaklıymış.
Krasinski şunları söylüyor; “Gündelik hayatta çocuklarınızın mutlu, sağlıklı, iyi beslenmiş, bakımlı ve eğitimli olması için çalışırsınız ve endişe edilecek çok şey vardır. Ama bu kabus dünyada, ebeveyn olmanın stresi 10 bin kat daha fazla. Abbott ailesinin dünyasında tek bir yanlış adımla, sevdiğiniz birini kaybedebilirsiniz. Bunu hepsi çok iyi biliyor.”

Filmin performanslar, tasarım ve efektler açısından da yaratıcı olasılıklarının çok fazla olması Krasinski’yi etkilemiş. “Bu hikayeyi sessizlik ve ses arasındaki dengeyi kullanarak en heyecanlı biçimde anlatmanın yollarını bulmak için heyecanlanmıştım.”

Korku, Krasinski için yazar ve yönetmen olarak yeni bir tür. Ama başından itibaren kendi duygusal bağlarıyla ilerlemiş. “Gerçekten en sevdiğim filmler ya korkudur ya da altta yatan, güçlü bir metafor taşıyan filmlerdir. Örneğin Jaws en sevdiğin filmdir. Ama bana göre Jaws gerçekten bir köpekbalığıyla ilgili değildi. Üstesinden gelmeleri gereken bir şey olan üç adamı konu alıyordu. Köpekbalığı da bir katalizördü. Bu hikayeyi de öyle gördüm. Korku filmi ama gerçek bir aile hakkında olması korkunç. Bunun için de kişisel deneyime sahip olduğumu düşündüm.”

Tüm korku filmleri gibi Sessiz Bir yer de provokatif bir senaryoyla en korkunç kabuslarınızdan biriyle başlar. Ama oradan Krasinski kendisine yeni bir yön belirlemiş; sevgi ve korkuyu birleştirerek izleyiciyi ikisinde de aktif bir şekilde kuşatmak. Amaç, korku duygusunu izleyicinin Abbott’lara karşı duyduğu giderek büyüyen bağlılığıyla doğrudan bir korelasyon içinde kurmak olmuş.

Krasinski şöyle anlatıyor; “Abbot’lara değer veriyorsanız o zaman onlar şaşırdığında şaşıracaksınız. Onlar üzüldüğünde üzüleceksiniz ve onlar umutsuzca korktuğunda korkacaksınız. Yani bu gitmek istediğim yönün odağında yer aldı. İzleyicilerin Abbot’ları güzel bir aile yapan şeyleri sevmesini sağlamak. Onlar için çok güçlü bir korku duyuyorsunuz çünkü kendinizi onların yerinde hayal edebiliyorsunuz.”

İzleyiciyi Abbott’ların yerine koymanın büyük bir bölümünü de işitsel ipuçlarını yenilikçi bir şekilde kullanmak oluşturmuş. Krasinski senaryoyu yeniden yazarken gündelik seslerin detaylı bir listesini yapmaya başlamış. Sesleri “güvenli sesler” ve “güvensiz sesler” olarak ikiye ayırmış. Kendi rahatsız edici derecede gürültülü dünyamızın tam aksi bir dünya olan, sesin tehlikeli olarak yeniden tanımlandığı ama aynı zamanda insan deneyiminin bir parçası olarak vurgulandığı bir dünya icat etmek hem heyecan verici hem de açıklayıcı olmuş.




"Alt sınırın bir ses çıkarabilmek olacağı ve dışarıdaki varlığın sizi duymayacağı konusunu kabullenmek istedim. Bir ailenin izole bir çiftlikte çıkarabilecekleri her tür sesi araştırmak için çok zaman harcadım. Sonra ailenin o sesleri azaltmak için bulacakları çözüm yollarını düşünmeye başladım. Son derece keyifli ve hayal gücü yönünden kuvvetli bir süreçti.”

Gündelik hayatın kanıksadığımız tüm sıradan vızıltıları ve gıcırtıları Kranski için bir anda yeni bir anlam kazanmış. “Her şeyi dinlemeye başladım. Tabaklara çarpan çatal kaşıklardan ayakkabını çıkardığında çıkan sese kadar. Evimizde bir tür oyuna dönüştü. Karım (Emily Blunt) ve ben sessiz kalmaya çalışıp sonra bir ses çıkarırsak sessizce birbirimize dönerek ‘sen öldün’ diyorduk. Çok güzel bir hazırlık aracına dönüştü.”

Krasinski, izleyicileri derinden sarsacak fikirleri bile sınamanın bir yolunu bulmuş. “Emily ve ben çoğunlukla oturup durumları düşünüyorduk. Eğer Emily ‘Çok korktum. O durumu düşünmek bile istemiyorum’ derse ‘Bu senaryoya giriyor’ diyordum. "
Abbot’lar her şeyi 7/24 dinler gibi görünen, her zaman hissedilen tehlikeye karşı sesi uzak tutmak için detaylı yöntemler geliştirmiş. Bunların arasında ayak seslerinin çıkmaması için kumdan yollar yapmak, çatırtıları önlemek için zemini boyamak ve iletişim için özel bir ışık sistemi oluşturmak gibi örnekler yer alıyor.
Krasinski şunları söylüyor; “Yazmanın en büyük eğlencesi sessiz kalma fikrini ne kadar ileri götürebileceğimizi görmekti. Abbott’ların farklı renkli ışıklarla iletişim kurmasından daha sessiz yürüyebilmek için zemine kum sermeleri gibi.”

Abbott’ların kızları Regan, işitme engelli olduğu için hayatta kalabilme kaynağı olan işaret dilini zaten biliyorlardı. Ama senaryo geliştikçe Krasinski de Abbot ailesinin iletişim için kullandığı çeşitli stratejileri geliştirmek için çok zaman harcamış. İki yalnız çocuk son derece belirsiz bir gelecekle karşı karşıyayken ve bir başka çocuk yoldayken Abbott’ların iletişim kurmaları gereken acil konuları vardır. Ama birbirlerine ulaşma araçları çok kısıtlanmıştır.




Abbott’ların nasıl hayatta kaldığının lojistiği çok önemliymiş. Ama Krasinski’ye göre filmin dayanılmaz gerilim ile canlandırıcı rahatlama arasındaki gidip gelmeleri ailenin dinamiklerine odaklanmış. Yazmanın en zor yanlarından biri de anlaşılmaz ve her şeyi duyan bir düşman tarafından kuşatılmış olmanın verdiği korkunun üzerine öfke, endişe, keder, karşı koyma, ihtiyaç ve sevgi duygularını nasıl çözeceği olmuş. Krasinski çözümü en temel insan duygularını insanlığın yok olduğu bir dünyaya sürekli karıştırmakta bulmuş.

“Abbott’ların ailecek birlikte olduğu özel anlara odaklandım. Daha sonra sette oyuncular da bu anları insanlar arasında diyaloğun ötesinde yaşanan en güzel anlar olduğunu görmüş. İletişim bizim için önemli konularda devreye girer. Sevgi, değer verme ve yarının neler getireceğine dair korkular gibi.” Diyor.

Yazma süreci Krasinski için yönetmenliğini ve filmin benzersiz görsel dilini sete daha adımını atmadan geliştireceği bir fırsat olmuş.  Şunları söylüyor; “Senaryoyu yeniden yazmanın en iyi yanı sürekli olarak yönetmenliği düşünüyor olmamdı. Yazarken tam olarak ne çekmek istediğimi ve hatta hangi açıları kullanacağımı bile biliyordum. Benim için yönetmenlik fikirlerini de senaryoya koymam çok eşsiz bir deneyimdi.”

Yapıma başlanırken kendisine malzemeyi ilk getirenler olan Platinum Dunes’un son derece deneyimli ekibinin desteğini almak da Krasinski’nin vizyonunu güçlendirmiş. Michael Bay, Andrew Form ve Brad Fuller sadece sektörün en iyi üç güçlü yapımcısı olmakla kalmıyorlar aynı zamanda korku türüne olan ilgilerini de Arınma Gecesi ve Ölüm Alfabesi serileriyle ve The Texas Chainsaw Massacre, The Amityville Horror, Friday The 13th ile  A Nightmare on Elm Street filmleriyle göstermişler.
Krasinski şöyle özetliyor: “Filmin bu ekiple bu şekilde oluşmasından dolayı şanslı hissediyorum. Yapımcılardan, oyunculara ve teknik ekibe kadar herkes çok özveriliydi. Bence ekipteki herkes bu fikri başarabilirsek çok özel bir iş çıkacaktır diye inanarak işe koyulmuştu.




ABBOTT’LAR

Krasinski başta karısı, The Devil Wears Prada, Into The Woods, Sicario and The Girl on the Train gibi filmlerdeki rollerinden sonra daha çok aranan İngiliz oyuncu Emily Blunt’a Sessiz Bir Yer filminin taslak senaryosunu vermiş. Blunt, okuduktan sonra Lee ve Evelyn Abbott rollerini birlikte oynamalarını ve aksi halde imkansız olacak kesin bir gerçeklik ve samimi bir şefkat unsurlarını eklemeyi teklif etmiş.
Blunt şöyle anlatıyor; “Senaryonun sevdiğim yanı bir anne olarak çocuklarımızı koruyamama korkularımdan bazılarına dokunduğunu hissetmem oldu. Sonuna kadar heyecanla okuduğum bu hikayede riskler çok fazla. İronik bir şekilde senaryoyu okumadan önce John’a bir arkadaşımın Evelyn rolü için doğru kişi olabileceğini önermiştim. Ama okurken ‘onu boş ver. Bu rolü ben oynamalıyım’ dedim. Hikayenin korku filmi atmosferinin çok ötesine uzanan derinliğini ve güzelliğini çok sevdim. John ve ben de daha önce hiç birlikte çalışmamıştık. Bu yüzden heyecan vericiydi.”

Krasinski, karısının verdiği tepkiden heyecan duymuş. Ama bir filmdeki ilk profesyonel işbirlikleri olacağı için biraz korkmuş. “Ebeveynler olarak en büyük korkularımızı beyaz perdede yaşamak üzereydik ki bu biraz çılgıncaydı.” Diyor.
Yine de Krasinski’nin “çok yoğun” olarak tanımladığı deneyimi ikisi de aydınlatıcı bulmuş.
Krasinski şunları söylüyor; “Karımla birikte çalışmak herhalde kariyerimin en iyi zamanı olarak kalacak. Genelde kariyerlerimizi tamamen ayrı tutarız ama birbirimizin en büyük hayranlarıyız. İkimizin de kendi süreçlerimiz var ve birbirlerine karışıp karışmayacaklarından emin değildik. Ama sonuçta en keyifli işim oldu. Emily muhteşem ve hassas bir oyuncu ve bu kadar hayran olduğum biriyle böyle yakın çalışmak benim için müthişti.”

Evelyn’i Blunt’ın canlandıracağına karar verilince Blunt ve Krasinski Abbott ailesinden, Lee ve Evelyn’in her şey değişmeden önce kimler olduklarından ve yaşadıkları felaket zamanlarının onları nasıl değiştirdiğinden bahsetmeden duramamışlar.
Blunt şunları söylüyor, “Çok ağır bir dünya, ama onlar ailelerine bakmaya odaklanmaya çalışıyorlar. Sürekli korkuyorlar. Ayrıca çok fazla keder ve suçlulukla başa çıkmaya çalışan bir aileler. Benim büyüleyici bulduğum şey ise iletişim kurmaları onlar için çok acil bir ihtiyaç, ama sesin tehlike olduğu bir dünyada iletişim çok zor.”




Blunt’a kendi iki çocuğunu yetiştirirken bu kadar endişe verici duyguyu hayal etmesi çok riskli görünmüş. Ama aynı zamanda Evelyn hakkında çok değerli bir öngörü sağlamış. Lee ve Evelyn’in her şeyin şüpheli olduğu bu zamanda birbirlerine ulaşmak için neden sözcüklere ihtiyaçları olmadığını anlamış.
Şunları söylüyor; “Zamanlama John ve benim bu rollere büyük bir hassasiyetle yaklaşabileceğimiz demekti. Lee ve Evelyn’İn ailedeki farklı rolleri hakkında konuştuk. Lee, ne pahasına olursa olsun yaşamaları için sorumluluk hisseden kişi. Ama Evelyn, yaşamaktan fazlasını yapmak istiyor. Çocuklarına bu dünyada nasıl büyüyeceklerini öğretmek istiyor. Yani ebeveynlerin kederle, travmayla ve tehlikeyle nasıl başa çıktıklarını iki yönden de görüyorsunuz.”

“Lee çok geleneksel düşünen biri. John’ın öyle olduğunu düşünmüyorum. John, Lee’den daha açıktır. Lee duygusal olarak kendini kapatan, dikkatini acısıyla başa çıkmak yerine koruma ve ihtiyaç karşılamaya yöneltiyor. Acı çeken bir karakter. Ama bu dört karakterimizin hepsi için geçerli. Her biri bir şeyin üstesinden gelmeye çalışıyor. Bu da hayatta kalmaya çalışırlarken işleri daha da geriyor.”

Evelyn için, Blunt onu sarsılmaz bir annelik gücü olarak incelemek istemiş. “Onu göz alıcı bir şekilde sevecen ve anaç görüyorum. Hala iyi çocuklar yetiştirme güdüsüne sahip. Bu yüzden okul derslerine devam ediyor, çocuklarıyla olabildiğince espriler yapıyor. Onları seviyor, kucağına alıyor. Bazen sadece seyrediyor. Ama yine de gelişmeleri için gerekli alana sahip olmalarını da istiyor.”

Woods ve Beck, senaryo yazım sürecinin başından itibaren hikayeye Evelyn için korkuları kışkırtan bir unsur eklemişler. En büyük neşesini eklemişler. Lee ile birlikte bir bebek daha bekliyorlar ve bu tam da tehlikenin zirve noktasında geliyor.
Beck şöyle anlatıyor; “Sessiz olmanız gerekirken başınıza gelebilecek en kötü şeyi düşünüyorduk. Evelyn’in hamileliği hikayeyi götüren öğe oldu, çünkü hayatın en zor koşullarından birini yaşayıp da nasıl sessiz kalabilirsiniz sorusunu getirdi. Abbott’ların bunu çözmek zorunda kalmalarını istememiz imkansız bir şey gibiydi.”

Woods şöyle ekliyor; “Aynı zamanda güzel bir duygusal unsur da katıyor. Çünkü bu aile büyük bir trajedi yaşamış ve bu doğum onlar için bu şartlar altında bile çok şey ifade ediyor."
Krasinski bu fikri daha da ileri götürmüş. Blunt’ın kadroya gelmesinden çok önce bilinmeyenle büyük bir güç ve zarafetle yüzleşen ve aileyi bir arada tutan karakteri yazarken elinde olmadan karısını düşündüğünü belirtiyor.
“Hayatlarının en korkunç dönemini yaşayan bir aile gibi çok özel bir konuda yazarken düşünebildiğim tek kişi tabii ki Emily’ydi. Ama hep eğer Evelyn’i oynamak isterse çok doğal bir şekilde olacağını hissetmiştim. Bu yüzden rolü alması konusunda, sessizce kendisinin teklif etmesini ummak dışında ona hiçbir şey söylemedim.”




Blunt, Evelyn’in sıra dışı koşullarına girerken kendi eli kulağında doğumu ile bölünmüş duygular arasında kalacağını biliyormuş.
“Tabii ki o ve Lee heyecanlanıyorlar. Ama heyecanları büyük bir korkuya dönüşüyor. Cevaplanmayan bir sürü soru var. Bir bebekle nasıl hayatta kalacaksın? Ses çıkarmadan nasıl doğum yapabilirsin? Bebek ağlarsa ne olur? Ses geçirmez bir oda yaparak ve bebeğin sessiz kalmasını sağlamak için yaratıcı yollar bularak düşünebildikleri her türlü önlemi alıyorlar. Ama aynı zamanda büyük bir bilinmeze doğru gittiklerini de biliyorlar.”

Blunt ve Krasinski için de daha önce profesyonel anlamda hiç birlikte çalışmadıkları için bu rolleri canlandırmak büyük bir bilinmeze doğru bir adım olmuş. İkisi de sadece aralarındaki bağı güçlendirdiğini düşünmüş.
Blunt şunları söylüyor; “John tarafından yaratıcı anlamda çok değer verildiğimi hissettim. Karısı ve çocuklarının annesi olarak her zaman değer verdiğini hissediyordum ama bu, aynı yaratıcı sayfada olabileceğimizi keşfetmek oldu. Çok heyecanlıydık ve biraz ürkütücüydü ama sonuç muhteşem oldu.”

Krasinski ve Blunt, Abbott ailesinin ebeveynlerini canlandırmaya hazırlanırken, asıl sorun onların iki çocuğunu canlandıracak, dinamik ve etkileyici olabilecek, çok erken büyümek zorunda kalmış, ikisi de sesin olmadığı, ama kurallar, pişmanlıklar ve sürekli tehlikelerle dolu bir dünyada bağımsız olmak isteyen iki küçük oyuncuyu bulmak olmuş.
En büyük zorluklardan biri de filmin Regan’ını, Abbott’ların işitme engelli kızını bulmak olmuş. Krasinski ödülü, çıkış yaptığı ödüllü performansı olan Wonderstruck’In sinema uyarlamasında rol alan genç oyuncu Millicent Simmonds’ı bulduğunda çok heyecanlanmış. Simmonds, Regan’ı senaryoyu bile aşarak, doğuştan işitme engelli olarak kendi kişisel deneyimlerinden faydalanarak yaratmasını izlemiş.

Şunları söylüyor; “Millie’yi bulmak bu filmde olan en güzel şeylerden biriydi. Sadece olağanüstü bir oyuncu olduğu için ve tanıyabileceğiniz en zeki ve en melek insan olduğu için değil aynı zamanda işitme engelli kültürü ve işaret dili bilgisi ve deneyimleri konusunda çok cömert olduğu için de. Hiç korkmadı. Doğrudan Rewgan böyle yapardı ve biz böyle iletişim kurarız dedi.”
Simmonds’ın doğal içgüdülerinin herkesi çok şaşırttığını da belirtti. “Millie bu rol için yaratılmıştı. Çekimin ilk günlerinden birinde köprüde yürüyordu ve ona ‘şu anda bu yürüyüşte bu ailenin yüz karası olduğun için duyduğun bütün sıkıntın, öfken, pişmanlığın ve duyguların ortaya çıkmalı.” Dedim. Ve başardı. Bana ‘Bazen hüsrana uğramış ve uyumsuz hissettiğim oluyor.” Dedi. Regan’ı benim anlamadığım biçimde anladı. Ben de ona sürekli “Bu filmi yapıyorum çünkü uyumsuzluk hisseden insanlar süper kahraman olabileceklerini fark edecekler.” dedim.




Sonunda tüm ekip, sette koç Douglas Ridoff’la çalışarak işaret dilini öğrenmiş. Krasinski, Simmonds’ın iletişimini izlemenin birçok düzeyde açıklayıcı olduğunu söylüyor. “Millie’yle konuştuğumda daha önce bana hiçbir zaman onun gibi bakılmadığını fark ettim. Beni bütün halinde izleyen ve tümüyle algılayan kimse olmamıştı. Ellerime bakıyor, kaşlarıma bakıyor. Duygularımı gerçekten hissediyor. Sizi bütün olarak izlediği için neredeyse her gün ağlayacak gibi oldum. Bunun çok şairane ve etkileyici bir yanı var. Ona hakkını vermek bizim için çok önemliydi çünkü o çok güzel bir ruh.”

Simmonds, Sessiz Bir Yer’in hikayesinin ve Regan’ın işiten dünyayla bağlantısı olan işitme cihazını kaybetmiş olması fikrinden kendisini hemen etkilediğini söylüyor.
“Hikayeden başından sonuna kadar etkilenmiştim. Korku filmlerini severim ve bu da ürkütücüydü. Ama senaryoyu okurken Regan’la da bağ kurdum. İşitme engelli bir kız olarak kendisini bastırılmış hissediyor. Nasıl uyum sağlayacağından, neler yapabileceğinden ve ailesine nasıl yardım edebileceğinden emin değil. İve iletişim kurmak için işitme cihazına bağımlı. Bu yüzden yaşadığı zorlukların birçoğuyla bağ kurabildim.”

Simmonds için Regan’ın dünyadaki yerinden şüphe etmesi de çok tanıdıkmış. “İşitme engelli biri olarak o duyguların birçoğunu küçükken yaşadım. Kendimi hep işitebilen insanlarla kıyaslıyordum ve neden işitme engelli doğduğumu merak ediyordum. Bu yüzden Regan’ın duygularını çok iyi anlayabildim ve karakterini aktarmak için bunu kullandım.”
Simmonds, Regan’ın mutlak bir yalnızlıkla dolu ve yoğun bir sorumluluk ve sürekli korku içeren, çelişkili ergen istekleriyle çiftlikteki gündelik hayatını hayal etmeye gerçeklikten çok hayal gücü karışmış.
“Bu yaratıkların bu ailenin hayatının peşine düştüğünü hayal etmek dehşet verici. Banyoya girip dikkatli olmazsanız bir daha hiç çıkamayacağınızı düşünmek. Yükseltilmiş farkındalık algısıyla yaşamayı düşünmek ve küçük bir hatanın sizin ya da daha kötüsü ailenizin hayatına ne yapabileceğini asla bilememek ilginçti.”

Lee ile Regan arasındaki zorlu baba kız ilişkisi, babasının bir trajedinin ardından kendisini kapatmasıyla ve Regan’ın baba sevgisini istemesi Simmonds için özellikle ilgi çekici olmuş. Şöyle anlatıyor; “Regan ve babasının çok ortak yönü var. İkisi de teknolojiyi ve bir şeyleri çözmeyi seviyorlar. Ama daha önce yaşanan bir trajedi yüzünden aralarına bir şey girmiş. Regan’ın babasının kendisini, olduğu haliyle hala sevdiğini duymaya çok ihtiyacı var. Bu da film boyunca önemli bir tema.”



Krasinski, Simmonds’ın duygularını kendisini güvende hissedeceği şekilde yönlendirmesine yardım etmiş. “John ve benim çok iyi bir iş ilişkimiz ve arkadaşlığımız var. Ama filmde Regan’ın kalp kırıklığını babasına doğru çekmem gerekiyordu. John’la çok yoğun bir duygusal sahne yapabilirdik, o da bana espriler yapıp birkaç saniye sonra ortamı rahatlatabilirdik.”
Belki de Simmonds için en büyük neşe kaynaklarından biri de Blunt’tan bir şeyler öğrenme fırsatını yakalamak olmuş.
“Emily’ye hayran kaldım. Özellikle de gerçek bir anne olarak deneyimini kullandıkça. Evelyn, çocuklarına hala başarılı bir hayat için en iyi seçeneği sunmak istiyor. İhtiyaçları olan her şeyi vermek istiyor. Sonra aynı enerjiyi bana ve Noah’a da aktardı. Bizimle nasıl çalışacağını çok iyi biliyordu ve kusursuzdu.”
Blunt da Simmonds’dan aynı şekilde etkilenmiş. “Millie’nin bu çekimde açılmasını izlemek müthişti. Biraz utangaç bir şekilde gelmişti. Ama kısa sürede sizi gerçekten hayrete düşüren sahneler yapıyordu.”

Regan’ın kalan tek sırdaşı olan küçük erkek kardeşi Marcus rolünü 12 yaşındaki Noah Jupe üstlenmiş. Krasinski kendisine ödüllü mini TV dizisi The Night Manager’de hayran kalmış ve son dönemde hit YA romanı Wonder’ın film uyarlamasında da rol almış.
Krasinski ayrıca Noah’a Suburbicon’da rol veren George Clooney’den de müthiş referanslar almış. “Noah’ı The Night Manager’de kaçırılan bir çocuk olarak izlemiştim. Böyle küçük bir yaşta korkuyu onun yaptığı gibi yansıtmak için çok cesaretli ve yetenekli olması gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Sonra bir sonraki mantıklı hareketi yaptım ve onunla daha yeni çalışmış olan George Clooney’e ulaştım. George’un ‘Bugüne kadar çalıştığım en iyi oyuncu’ dediğini hatırlıyorum. Kesinlikle haklıydı. Noah çok başarılıydı. En özel yanı ise Millie ve Noah’ın çok yakın arkadaş olmaları oldu. Adeta aile gibi ve sevecen bir bağ kurduklarını hissedebiliyorsunuz.”

Jupe’un korku türüne ilgi duymasının da nedenleri varmış. “Onları izlerken gerçekten korkuyorum. Ama korku çekmeyi seviyorum çünkü o zaman canavarları yaratım sürecinde de görebiliyorsunuz.”
Jupe için en iyi yanı Simmonds’la çoğunlukla işaret diliyle iletişim kurarak bağ kurmak olmuş. “Millie’yle çalışmayı çok sevdim. Müthiş bir oyuncu ve aynı zamanda olağanüstü bir insan. Her zaman yanınızda, iyi olup olmadığınızı sorar.”
“Henüz işaret dilinde çok akıcı değilim. Ama bu da Millie’yle normal arkadaşların konuştuğu sıkıcı saçmalıkları boş verip doğrudan dürüst ve gerçek sorulara yönelmemize imkan verdi. Sanırım muhtemelen bu yüzden çok iyi bağ kurduk”
Simmonds, Juoe hakkında şunları söylüyor; “Noah ile anlaşmak çok kolay. Bu özelliğini seviyorum. Ama sonra Marcus karakterine bürünüyordu ve birden biraz mesafeli oluyordu. Aramızda kısa bir sessizlik oluyordu ve bunu hissedebiliyordunuz. Çok yetenekli biri.”

Krasinski yapım boyunca Jupe’un güvende hissetmesini sağlamış. Tıpkı Abbott’ların çocuklarının güvende olmasını çalıştığı gibi. Jupe şunları söylüyor; “Bu filmin başından itibaren John bize setleri gösterdi. Ailenin nerede zaman geçirdiğini gösterdi ve ‘bana fikrini söyle’ dedi. Yani o böyle biri. Her zaman insanlara düşüncelerini sorar. Ondan çok şey öğrendim.”
Sadece 4 ana karakteri olan bir filmde Blunt, Simmonds ve izleyicilere Abbott ailesinin duygusal durumlarını aktarmak için önemli olduğunu belirtiyor.
“Millie ve Noah olağanüstü insanlar. Onlarla çalıştığımız için her gece şükrediyoruz. İşlerini yaptıklarında ortamdaki hava değişiyor. Ayrıca birbirlerine karşı da çok sevecenler. Çekimler bittiğinde vedalaşmalarını izlemek çok acı vericiydi. Çünkü kardeş olmuşlardı. Çok yakın oldular. Tıpkı Regan ve Marcus gibi.”

Krasinski, Simmonds ve Jupe’un filmin tüm ses tasarımına ilham verdiklerini de söylüyor. “Bu iki çocuk sözcükleri kullanmadan sergiledikleri performanslarıyla bizi çok şaşırttılar. Çocukların saf ve gerçek tavırlarını sergiliyorlardı. Bu yazabileceğiniz her şeyden çok daha duygusaldı. Bana bir odada konuşmadan yaratabileceğiniz gücü gösterdi ve filmin deneyimini güçlendirmek için sesi nasıl kullanabileceğimiz konusunda daha çok düşünmeme neden oldu.”




YARATIKLAR

Abbott’ların karşılarındaki tehlike, tehdidin açıkça anlaşılmasıyla güçlendiriliyor. Haklarında hiçbir şey bilmedikleri yaratıklar bir anda her yerde olabiliyor. Abbott’ları hiç durmayan bir tehlikeyle kuşatıyor. Her an, her yerden çıkabiliyor, en sıradan eylemi nefes kesen bir tehlikeye dönüştürebiliyorlar.

Filmin büyük bölümünde böyle güçlü bir kaygıyı yaratan yaratıkların işleyiş biçimi, gizemleri ve her zaman hissedilebilir olmaları. Filmin zirve noktasına kadar tam olarak görülmüyorlar bile ve bu da peşlerine düşen şeyler hakkında çok az bilgiye sahip olan Abbott’ların endişeleri hakkında izleyicinin kurduğu bağı güçlendiriyor.
Yine de Krasinski, sese bu kadar hassas olan bu yaratıkların nasıl göründüğünü tanımlamaya hazırlanırken büyük bir görsel zorlukla karşılaşmış. Aralarında Oscar adayı yapım tasarımcı Jeffrey Beecroft (Dances With Wolves, 12 Monkeys, The Game, Transformers:  Age of Extinction); altı kez Oscar adayı olan ve Oscar ödüllü görsel efektler süpervizörü Scott Farrar (Transformers, Chronicles of Narnia: The Lion, The Witch and the Wardrobe, Artificial Intelligence: AI, Backdraft, Cocoon); özel efektler süprevizörü Mark Hawker (A Wrinkle in Time, Terminator Genisys, Transformers: Age of Extinction); animasyon süpervizörü Rick O’Connor (Transformers serisi) ve Krasinski’yle yakın bir işbirliği içinde olan Industrial Light and Magic’teki ünlü dijital ekibin de yer aldığı yetenekli görsel sanatçılarla çalışmış.

Beecroft konseptle ilgii şunları anlatıyor; “Yaratıkları tasarlamaya başladığımızda ‘ne tür bir ortamdan geliyor?’ sorusunu sorduk. Bütün bedeniyle duyan bir yaratık var. Bu yüzden biçimleriyle ilgili Notilus kabuğundan ilham aldım. Güçlü ses, şekillerinin içinde titreştiğinde son derece acı veriyor ve o sesi çıkaran her neyse onu yok ediyorlar. Ama aynı zamanda yapıları da inanılmaz güçlü. Bu da yok edilmelerini imkansız kılıyor.”
Tasarımın tamamı filmin ilerleyen dakikalarına kadar sürpriz olarak saklanıyor. Ama özel efektler süpervizörü Mark Hawer, “Scott Farrar gerçek bir büyü yarattı” diyor.




YUVA

Abbott’ların dünyanın büyük bölümünü yok eden bu tehdide rağmen hayatta kalabilmelerinin nedeni kısa sürede ortaya çıkıyor. Birbirlerine olan sevgileri, sessizlikle bile yakın kalabilmeleri ve belki de en önemlisi çok becerikli olmaları. Abbott’lar, peşlerindeki gizemden bir adım önde kalabilmek için çiftçi olarak sahip oldukları tüm bilgiyi sürekli kullanıyorlar.
Çiftlik ortamı, ikisi de Amerika’nın göbeğindeki Iowa kırsalından olan Woods ve Beck için çok önemliymiş.
“Yazarken bile ahırlarla ve mısır silolarıyla yaratabileceğimiz setleri ve normalde bir çiftlikte ses çıkarabileceğiniz yerleri düşünüyorduk.” Diyor Beck.
John Krasinski, Abbott çiftliğini maksimum görsel ve işitsel detaylarla oluşturmak için bu işteki en yaratıcı yapım tasarımcılardan biri tarafından yönetilen bir ekibe Beecropft’a yönelmiş. Ekipte ayrıca filme görsel zarafetini katan görüntü yönetmeni Charlotte Bruus Christensen (Molly’s Game, Fences, Girl on the Train) ile adrenalini yükselten hızın işlenmesine katkıda bulunan Oscar adayı editör Christopher Tellefsen (Moneyball) de yer alıyor.

Beecroft, Krasinski’nin filmle ilgili güçlü vizyonundan ve kendisini %100 adamış olmasından coşku duymuş. “John yorulmak bilmiyor. Yani hiç durmuyor ve hayır cevabını kabul etmiyor. Daha önce Dances with Wolves’da oyunculuktan gelme bir yönetmen olan Kevin Costner’la başarılı bir şekilde çalışmıştım. Bana göre bu filmde de aynı duygu vardı. Diyalogdan çok görselliğin önemli olduğu bir film yapma fikrini çok heyecan verici buldum.”

Krasinski, Beecroft’a çok fazla ilham vermiş. Şöyle anlatıyor; “Jeff ve ben filme görsel olarak Western gibi yaklaşmayı konuştuk. Büyük, geniş ve kapsamlı bir duygusu olabileceğini düşündüm. Jeff de bu deneyimi yaratma konusunda çok etkili oldu.”
Beecroft’un zihninde birçok şey canlanmış. Aralarında John Ford Western’lerinin yalnız güzelliği ve buhran dönemi kırsal Amerikası’nın işçi fotoğrafları ile fotoğrafçı Robert Frank’in Amerika’nın arka sokaklarını görüntülediği 1950’li yılların fotoğrafları gelmiş. Büyük Buhran sırasında ikonik fotoğraflar çeken Dorothea Lange özellikle güçlü bir yere sahipmiş.
Beecroft şöyle anlatıyor; “Kırsal hayatı o döneme ait bir kadının gözünden görme fikrini çok seviyorum. O fotoğraflardan bazılarını Emily’ye de getirdim. En çok da bu filmin zamansız görünmesini istedik. Herhangi bir dönemde geçiyor olabilir.”




En zorlu görev de Lee ve Evelyn’in hayatlarını tek bir çıtırtıdan bile kaçınarak yeniden düzenlemelerini her yönden düşünmek olmuş. Beecroft şöyle anlatıyor; “En küçük ve en tesadüfi sesleri bile engellemek için çok yaratıcı olmaları gerekiyordu. Gerek çıtırdayan zemin olsun gerek bir kapının açılışı olsun, yaratığın dikkatini çekebilecek her şey önemliydi. Bu yüzden artık su kaynağı ve güneş panelleri olan bir ahırda yaşıyorlar. Lee de atölye olarak evin bodrumunu kullanıyor. Orada elektrik kullanabiliyor ve ailesini nasıl kurtaracağını çözmeye çalışıyor.”

Ahırda ayrıca Lee’nin Evelyn’ın doğum yapması için koruma sağlayacağı umuduyla hazırladığı çok önemli güvenli oda da yer alıyor. Beecroft şöyle anlatıyor; “Odayı bir tür kağıt hamuruyla birçok katmanla yalıtılmış, duvarları kaplanmış olarak hayal ettik.”
Hikaye anlatımının büyük bölümü sözcüklerden çok ortam ve yoğunlukla yapıldığı için Beecroft ve Krasinski filmin güçlü renk paleti hakkında da konuşmuşlar. Beecroft şunları anlatıyor; “Renkli olduğu halde neredeyse siyah beyaz fotoğraf havası veren beyaz, siyah, kırmızı, gri renkleri çok kullandım.”

Abbott çiftliğinin yapılması büyük bir planlama gerektirmiş. Beecroft’ın ekibi çekim başlamadan aylar önce ahırlar inşa etmiş, Abbott’ların sebze bahçesini oluşturacak 10 hektarlık mısır ekmişler. Yollar yapmışlar ve hatta 20 metre yüksekliğinde bir silo inşa etmişler. Beecroft şunları söylüyor; “İlk gün için hazır olmalıydı, çünkü John çiftliğin canlı ve içinde yaşanır olduğu duygusunu vermesini istedi. "

Başlangıç noktası olarak Duchess County’deki 8000 nüfuslu, pastoral bir kasaba olan Pawling, New York’u bulmuşlar. Beecroft şöyle söylüyor; “Mekan, çok önceden Emily’le yaşadıkları yere pek de uzak olmayan bir yerde John tarafından bulundu. Bana getirdiği görseller aklımdan çıkmadı. Ama aynı zamanda çok fazla inşaat işimiz olacağını da biliyorduk. Bunu da başardık, çünkü Pawling çevresindeki Bölge Süpervizörü ve yerel çiftçiler de çok yardımcı oldu.”
Yerel bir binicilik merkezi, gerektiğinde kapalı set olarak kullanılmış. Beecroft şunları söylüyor; “Onu sel sahnesindeki su altı setleri ve silonun iç mekanı olarak kullandık. Çiftlik setine 10 dakika uzaklıktaydı. Bu yüzden hemen gidip kısa bir çekim yapabiliyordunuz.”




Hikayenin gerilimin en yüksekte olduğu sahnelerinden birinde Abbott ailesinin çocukları, hareketli kum gibi içine çeken mısırla dolu bir silonun içinde kapalı kalırlar. Woods şöyle anlatıyor; “Bir gün senaryoyu yazarken Scott şöyle dedi; ‘Iowa’da korkunç olan nedir biliyor musun? Mısır siloları. Birinin içine düşersen kabus olur.” Ama daha da kötüsü ya bu tahılın içine düşersen ve aynı zamanda saldırıya uğrayacağın için çığlık da atamazsan ne olur diye düşünmeye başladık.”

Özel efektler süpervizörü Mark Hawker, sahneyi iki küçük oyuncu için pratik ve güvenli bir şekilde çekmenin bir yolunu bulmuş. “O sahne için çok fazla düşünme ve planlama gerekti. Çocukların mısırın içine batmasına olanak veren halat donanımları yapıldı. Batma hızını biz kontrol ederken onlar da gizli platformların üzerinde durdular.”
Hawker, yaratıcılığının zorlanmasını çok sevmiş. “Daha önce de hızlı kum donanımları yapmıştım. Ama bu benzersiz bir şey oldu. John, iki çocuğun ileri gitmesini ve o arada da batmaya başlamalarını istedi. Yani zor yanı da buydu. Bütün mısırın düşmesini engelleyen böylece hareket etme yeteneklerinin olmasını sağlayan lateksten bir tür zar yaptık. Hızlı kumdan farklıydı çünkü mısır kumdan daha ağır ve bunu da hesaplamak zorunda kaldık.”

Çocuklara gelince, onlar gerçekten tehlikede olmadıklarını bildikleri için çok eğlenmişler. Hawker şunları söylüyor; “Çok iyi zaman geçirdiler. Çünkü onlar için büyük bir oyun gibiydi. Aynı zamanda gerçekten başarılı oynadılar. Yani son derece büyük bir tehlike içinde olduklarına inanıyorsunuz.”
Millicent Simmonds şunları söylüyor; “O sahnenin tamamı çok harika bir deneyimdi. Siloyu ve donanımı yapmak için ne kadar düşündüklerine çok şaşırdım. Çok gerçekçi görünüyordu.”




SES VE KORKU

Korku filmi hayranları işitmenin görmekten çok daha korkutucu olduğunu bilirler. Sessiz Bir Yer, kurguyu ve müziği akıllıca kullanarak ortamı karışıklığı güçlendiren ve neredeyse dayanılmaz bir şüpheyi sürdüren ürpertici filmlerin uzun ve yaratıcı tarihinden yararlanıyor. Ama amaç aynı zamanda sesi, yeni bir yerde kullanarak, başlı başına bir karakter yapmak olmuş.
Bu filmde ses, diyalog üzerinde hem korkulacak hem de tadı çıkarılacak bir varlık. Abbott’lar birbirleriyle yüksek sesle konuşamıyor olabilir ama bu söyledikleri her şeyi çok daha önemli kılıyor.
“Ses, görmediğiniz her şey. Sesin bu kadar az olduğu böyle bir filmde izleyicinin hayal gücü hikayeyi daha da korkunç kılacak şekilde."

Krasinski, senaryoyu ve yönetmenliği ele alış biçimiyle bu fikri en üst noktaya taşımış. Sonra izleyicinin adrenalini yükseltecek her türlü kulaklarını açmalarını sağlayacak, her an her yerde var olan işitsel bir ambiyans oluşturmasına yardım etmelerini için ödüllü, efsanevi ses editörlerinden oluşan ekibi, Argo ve Transformers: Dark Side of The Moon’daki ortaklıklarıyla Oscar adaylıkları olan Erik Aadahl and Ethan Van der Ryn’ı getirmiş.

Ekibin de filmin karakterleri gibi gürültü ve ses arasındaki kaygan dengeyi stratejik olarak yönetmeleri gerekmiş. Krasinski’ye göre Aadahl ve Van der Ryn ile birlikte çalışmak yaratıcı bir coşku vermiş. “Erik ve Ethan muhteşem bir iş çıkardılar. Ama sesin tematik olarak bu denli önemli olduğu Sessiz Bir Yer filminde bu filme katkıları, diğer filmlerde yaptıkları seslerden çok farklı oldu.”

Sette dışarıdan gelen seslerden olabildiğince kaçan oyuncu kadrosu ve teknik ekip Abbott’ların hayatına daha çok girmiş.
“Sesi yeniden düşünmek bizim için çok önemliydi. Hepimizin sette daha önce olmadığımız şekilde sessiz olmayı öğrenmemiz gerekti. Ve o sessizlikte, ses tasarımının önemi daha da öne çıkmaya başladı.  Bu kadar sessiz olduğunuzda bir anda suyu, rüzgarda uçuşan ağaçları duymaya başlıyorsunuz. Çok şaşırtıcı. Günümüzde, bu çağda, telefonlarla falan dünyayı dinleme fırsatını sık yakalamadığınızı fark ediyorsunuz. Bu yüzden hepimiz bu filmde, izleyicinin her sese belki de daha önce hiç olmadığı kadar dikkat edeceği fikriyle heyecanlandık.”




Sesin o kadar az ama yine de önemli ve gerilim dolu olduğu bir filmde doğru müziğin olması önemliymiş. Bu yüzden de Krasinski, 3:10 to Yuma ve The Hurt Locker ile iki kez Oscar adayı olan besteci Marco Beltrami’ye başvurmuş.
Yaklaşımlarını şöyle anlatıyor; “Ben her zaman müziğin filmde bir karakter olması gerektiğini düşünürüm ama yine de baş karakter olmasını istemem. Yani bunaltıcı bir müziğin varlığını hissetmek istemedim. Aile bağları işi yaparken müziğin arka planda elinizi tutmasını istedim. The Hurt Locker ve World War Z gibi favori müziklerimin bestecisi Marco’nun bize katılmasından dolayı son derece şanslıyız. Aynı zamanda hem aksiyonu hem de duyguyu çok iyi aktarabiliyor.”

Beltrami, filmin korku ve sevgiyle karışık temalarını zengin bir müzikal yapıda karıştırmış. Krasinski yine de müziği sınırlı kullanmış. “Marco olağanüstü müzikler yaptı ama sonra ne kadar ve ne zaman kullanacağımıza kara vermemiz gerekti. Marco, bu işte çok iyi bir ortaktı çünkü bu filmin konusunu çok derinden anladı.”
Sonunda Krasinski’nin filmdeki her kalp atışını, her adımı ve duyguyu anlamlı kılmak için çalışmasının tek bir amacı varmış; izleyiciyi korkuyla ve gürültüyle her an birden patlayabilecek bu sessiz dünyanın aktif bir şekilde içinde tutmak.

Krasinski şöyle özetliyor; “İzleyicinin başından sonuna dek “Bu durumda ben ne yapardım? Nasıl sessiz kalırdım? Ailemin kurtulmasını sağlamak için neler yapardım?” diye sormasını istiyorum.”
“Umarım film, heyecanlı, ürkütücü bir deneyim sunar. Ama aynı zamanda size ailenin gücünü de gösterir. Abbott ailesinin güveneceği bir tek kendileri var. Gidecek başka bir yer yok. Kaçabilecekleri bir yer yok. Kendi aile çiftliklerinde kalıp birlikte nasıl hayatta kalacaklarını öğrenmeleri gerek. Bu anlamda birbirlerine duydukları sevgi ve anlayış, en büyük güçleri ve bir gün daha yaşamak için bir fırsat bulabilmelerinin yolu oluyor.


Filmin mmknmrtb notu:   6   /10



Hiç yorum yok: